Bu makale ilk olarak Pacific Forum’da yayınlanmış olup, izinle yeniden yayımlanmıştır. Orijinaline burada ulaşabilirsiniz.

Hindistan-Çin ilişkisinin günümüzdeki durumu hakkında farklı yorumlar bulunmaktadır. İlişkilerde bir yumuşama mı var? Taraflar kademeli olarak bir sıfırlamaya doğru mu ilerliyor? Yoksa gerginlikler hala devam ediyor mu?

Gerçek, bunların arasında bir yerde yatmaktadır. 2020’deki Galwan Vadisi çatışmalarından bu yana, Hindistan Çin ile ilişkilerini yönetmeye çalışıyor ve bazı olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Ağustos 2025’teki Xi Jinping ve Narendra Modi arasındaki görüşme, ayrıca Çin yatırımlarına yönelik bazı kısıtlamaların kaldırılması, tarafların ikili gerginliklerin daha fazla tırmanmasını önlemeye istekli olduklarını gösteriyor gibi.

Ancak, istikrar bir sıfırlama anlamına gelmemelidir. Sınır anlaşmazlığı, ticaret açığı, Güney Asya’daki güvenlik rekabeti ve daha geniş Indo-Pasifik bölgesindeki stratejik yarışma gibi temel gerginlik kaynakları hala devam etmektedir.

Sınır boyunca yapılan kısmi geri çekilme, başka bir çatışmanın hemen gerçekleşme riskini azaltmış olsa da, 2020’den bu yana derinleşen altta yatan farklılıkları ve stratejik güvensizliği çözmemiştir. Bu durum, normal bir durum yaratırken normalleşmeyi sağlamamıştır.

Bu bağlamda, mevcut durumun kırılgan bir istikrar ve devam eden stratejik rekabetin birleşiminden başka bir şey olmadığı söylenebilir.

Ancak bu rekabet yalnızca kara sınırla sınırlı değildir. Hindistan ve Çin aynı zamanda deniz güçlerini geliştirmiş ve Hint Okyanusu bölgesinde (IOR) varlıklarını artırmıştır, burada çıkarları giderek daha fazla kesişmektedir.

İki ülke arasındaki deniz rekabeti yeni bir durum olmamakla birlikte, bölgesel güvenlik ve istikrar için olan etkileri giderek artmaktadır. Bu özellikle Hindistan için önemlidir çünkü IOR, Hindistan’ın yakın çevresindeki bölgelerden biridir ve bu bölgenin güvenliği Hindistan’ın çıkarlarıyla doğrudan ilgilidir.

Çin’in askeri varlığının genişlemesiyle birlikte, Hindistan yalnızca buna nasıl yanıt vereceğini değil, aynı zamanda Hint Okyanusu’nda hangi rolü üstleneceğini de düşünmelidir.

Deniz Rekabeti Hint Okyanusu’nda

Hindistan’ın IOR ile ilgili çıkarları coğrafya, ekonomi, strateji ve medeniyetsel bağlar gibi çeşitli alanları kapsamaktadır. Coğrafi konumu, bölgenin güvenliği ve istikrarı konusunda doğrudan bir çıkar sağlamakta, ekonomik bağımlılığı ise deniz yollarının güvenliğini önemli kılmaktadır. Hindistan’ın ticaretinin ve enerji tedarik zincirlerinin büyük bir kısmı, Hint Okyanusu’nun deniz yolları üzerinden gerçekleşmektedir.

Hindistan’ın stratejik çıkarları aynı zamanda bölgesel bir güvenlik sağlayıcısı olma arzusunu da beraberinde getirmektedir. Hindistan, IOR’da deniz operasyonlarını artırmış ve bölgedeki ülkelerle ilişkilerini güçlendirmiştir. Bu durum, Hindistan’ın bölgedeki imajını pekiştirmiştir.

Hindistan, insani yardım, doğal afet müdahalesi, askeri tatbikatler ve kapasite geliştirme gibi çeşitli alanlarda işbirliği yapmıştır. Ayrıca, Hindistan ile diğer ülkeler arasındaki uzun süreli bağlar da bulunmaktadır.

Çin ise ekonomik, diplomatik ve askeri varlığını hızla artırmıştır. Çin’in çıkarları arasında enerji güvenliği, ticaret, deniz yolları, korsanlık önleme ve denizaşırı menfaatlerin korunması yer almaktadır. Bu durum, daha geniş bir bölgesel etki yaratma potansiyeline sahiptir.

Çin’in artan kapasitesi, Hindistan için stratejik bir meydan okumadır. Hindistan, bu duruma nasıl yanıt vereceğini dikkatlice değerlendirmelidir.

Hindistan’ın avantajları

Hindistan’ın Çin ile rekabet etmesi mümkün değildir. Ancak, Hindistan’ın kendi coğrafi avantajlarına ve bölgesel çıkarlarına uygun bir deniz stratejisi geliştirmesi önemlidir.

Hindistan bu yönde adımlar atmaya başlamıştır. Modi hükümeti döneminde IOR’a verilen önem, geleneksel olarak daha çok kıtasal odaklı olan Hindistan stratejisinden farklıdır. Ancak, Hindistan’ın yaklaşımı hala çeşitli girişimlerden oluşmaktadır ve net bir uzun vadeli IOR stratejisi eksiktir.

İlk olarak, Hindistan bireysel girişimler yerine daha tutarlı ve kurumsal bir çerçeveye geçmelidir. Deniz güvenliği, insani yardım, altyapı, kapasite geliştirme ve kalkınma ortaklıkları gibi farklı alanlardaki çalışmaları ayrı ayrı ele almak yerine, bu unsurları daha geniş bölgesel hedeflere hizmet edecek şekilde entegre etmelidir. Daha net bir çerçeve, hükümetler ve kurumlar arasında daha fazla süreklilik sağlayacaktır.

İkinci olarak, Hindistan mevcut ortaklikleri güçlendirmelidir. Modi’nin bölgedeki ülkelere yaptığı ziyaretler önemli bir siyasi momentum yaratmıştır. Ayrıca, Hindistan zaten çeşitli kalkınma, altyapı, insani yardım, kapasite geliştirme ve deniz güvenliği girişimlerine sahiptir. Öncelik, bu girişimlerin uygulanmasını sağlamak ve ortaklıkların daha güvenilir, sürdürülebilir ve öngörülebilir hale getirmektir.

Bu, mevcut taahhütlere bağlı kalmayı, ortak ülkelerle kurumsal mekanizmaları güçlendirmeyi ve Hindistan’ın bölgesel önceliklere uygun bir şekilde yanıt veren bir imaj yaratmasını gerektirir. Hindistan her Çin girişimiyle rekabet etmek zorunda değildir ve bunu yapamaz. Ancak, güvenilir bir uzun vadeli ortak olarak tanınmak için odaklanmalıdır.

Üçüncü olarak, Hindistan bölgesel etkileşiminin güvenlik boyutunu güçlendirmelidir. Kalkınma faaliyetleri önemli olsa da, Hindistan’ın bir güvenlik sağlayıcısı olma hedefine ulaşması için daha güçlü bir askeri varlık gereklidir. Bu, lojistik destek anlaşmalarını genişletmeyi, kıyı devriye faaliyetlerini artırmayı, bilgi paylaşımını geliştirmeyi ve ortak operasyonlar düzenlemeyi içerebilir. Hindistan ayrıca, bölgesel istikrarı sağlamak için aynı çıkarlara sahip ülkelerle de işbirliği yapmalıdır.

Fransa özellikle önemlidir çünkü bölgede askeri varlığı ve kapasitesi bulunmaktadır. Fransa ile daha yakın bir işbirliği, Hindistan’ın deniz gücünü artırabilir. Aynı zamanda, Çin’in faaliyetlerini izlemek ve sınırlamak için stratejik bir ortam oluşturulmasına yardımcı olabilir.

Son olarak, Hindistan bölgesel rolünün ne olduğunu açıkça ifade etmelidir. Hindistan, güvenlik sağlayıcısı olmak ile kalkınma ortağı olmak arasında seçim yapmak zorunda değildir. Mevcut mekanizmaları güçlendirmeli ve yeni girişimler yaratmamalıdır.

Coğrafi konumu, deniz kapasitesi, kalkınma ortaklıkları ve diğer ülkelerle olan uzun süreli ilişkileri, Hindistan’a güçlü bir temel sağlamaktadır. Çin’in artan askeri varlığı, bölgesel güvenlik ortamının önemli bir parçasıdır ve Hindistan için sürekli bir zorluk teşkil etmektedir.

Hindistan’ın yanıtı, yalnızca Çin’in hamlelerine tepki vermekten daha fazlasını içermelidir. Bunun yerine, Çin’in varlığı, Hindistan’ı mevcut çıkarlarına, ortaklıklarına, girişimlerine ve kapasitelerine dayalı bir deniz stratejisi geliştirmeye teşvik etmelidir.

Sana Hashmi, PhD, ([email protected]), Taiwan-Asia Exchange Foundation’da araştırmacıdır. Ayrıca Research Institute for Indo-Pacific Affairs ile de çalışmaktadır. Aynı zamanda Hindistan Dışişleri Bakanlığı’nın Güney Bölümü’nde danışmanlık yapmıştır. Burada ifade edilen görüşler kişiseldir.

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et