Homo Faber 2026 getiriyor: Venedik‘te 500 zanaatkarı Es Devlin’in “Işık Adası” projesiyle bir araya getiriyor.
Venedik’te 1-30 Eylül 2026 tarihleri arasında dördüncü kez düzenlenen Homo Faber etkinliği, An Island of Light başlığıyla gerçekleştirilecek. Fondazione Giorgio Cini’deki San Giorgio Maggiore’de yer alan etkinlik, 70 ülkeden 500’den fazla zanaatkarı bir araya getiriyor. Etkinliğin sanat yönetmeni Es Devlin, sergiyi, adanın mimarisi, bahçeleri ve çevresindeki lagünle doğrudan etkileşim kuran sürükleyici enstalasyonlardan oluşan bir dizi olarak tasarlıyor. 15 farklı enstalasyonda ışık, tekrar eden bir unsur olarak kullanılıyor. Su, Palladian mimarisini yansıtıyor, aynalar nesnelerin ve mekanların ölçeğini değiştiriyor ve projeksiyonlar, hareketler ve sesler, zanaat deneyimine başka bir katman ekliyor.
Es Devlin, Homo Faber 2026’nın açılışında yaptığı konuşmada, Venedik’e gelişinin ilk anlarını ve San Giorgio’yu yukarıdan gördüğünde yaşadığı duyguları paylaştı: “Yukarıdan baktığımda, bu adayı bir mücevher, kırılgan bir yumurta gibi görüyorum. Ancak adada olduğumda çok farklı bir duyguya kapılıyorum. Taşa, mimariye, bahçeye tutulduğumu hissediyorum.” Devlin, etkinliğin başlığını bu deneyimden ilham alarak oluşturduğunu belirtiyor.
Michelangelo Vakfı’nın yürütücü direktörü Alberto Cavalli ile yapılan önceki bir konuşmada, Homo Faber’in el yapımı nesnelerin ve arkasındaki insanların yeniden ön plana çıkarılmasına yönelik daha geniş bir çabaya katkıda bulunduğu vurgulanmıştı. An Island of Light, bu fikri somut bir forma dönüştürerek, Devlin’in enstalasyonlarını kullanarak dikkati bitmiş üründen ziyade kullanılan malzemelere, araçlara, ellere ve bilgiye yöneltiyor.
Etkinliğin ilk bölümü olan A Language of Hands, ziyaretçiyi bir zanaatkarın atölyesinin atmosferine davet ediyor. Devlin, multimedya projeksiyonları ve ses efektleriyle bir atölyenin ardından izlenimini yaratıyor ve dikkati, işin arkasındaki insanlara ve jestlere yöneltiyor.
Bu odaklanma, sergi boyunca devam ediyor. An Index of Artisans, etkinliğe katılan zanaatkarların siyah beyaz portrelerini sergileyerek, nesnelerin arkasındaki insanları ön plana çıkarıyor. An Alphabet of Objects’te ise 100’den fazla eser, yansıtıcı siluetlere dönüştürülüyor.
Sergi, adanın bahçeleriyle etkileşim halinde olan ahşap yapılardan oluşan A Library of Lungs’a geçiyor. Bu yapılar, Devlin’in kağıt heykellerinden ilham alarak tasarlanmış ve adanın “akciğerleri” olarak tanımlanmasına gönderme yapıyor.
A Full Moon Rising’de ise eski bir yüzme havuzunda suyun ortasında yer alan ay vazoları ve diğer eserler, ışık ve yansımalarla etkileşim halinde bulunuyor. Bu enstalasyon, su taşıma amacıyla kullanılan kapların tarihini, günümüzdeki suya olan ihtiyacı ile birleştiriyor.
Palladian Refectory’nin tarihi mimarisi, serginin ilerleyen bölümlerinde daha belirgin hale geliyor. An Infinite Birdsong’da ise şekillendirilmiş ve arkadan aydınlatılmış aynalar, Venedik’e özgü kuşların siluetlerini yansıtarak gece atmosferi yaratıyor.
A Great Turning’de ise uzun bir su havuzu, portikonun kemerlerini yansıtarak adanın simetrisini ve derinliğini farklı bir perspektifle sunuyor.
Palladian Refectory’nin içinde yer alan A Feast of Light, beyaz renkli nesneleri büyük bir aydınlatılmış masanın etrafında toplarken, A Rainbow of Forms ise renkli objeleri yansıtıcı raflar üzerinde sergiliyor.
Serginin son bölümünde yer alan Twenty Silent Songs, 20 farklı panelde yer alan eserlerle, hayali çan seslerinin dalgalarını temsil ediyor. Bu proje, atölye ve ibadethane olarak kullanılan tarihi yapının mirasını onurlandırıyor.
Homo Faber 2026, 70 ülkeden 500’den fazla zanaatkarı bir araya getiriyor. Alberto Cavalli, bu sayıların etkinliğin sadece bir kısmını yansıttığını belirtiyor. Vakfın geniş vizyonu, insan yaratıcılığını, bireyselliği ve özgür ifadeyi ön plana çıkarıyor. Ayrıca, topluluk duygusunu güçlendirerek, insanların birlikte çalışabileceği ve birbirini destekleyebileceği bir ortam yaratmayı amaçlıyor.
Venedik Belediye Başkanı Simone Venturini, etkinliğin sadece bir sergi olmanın ötesinde, güzellik, uyum ve otantikliğin savunulduğu bir hareket olduğunu vurguluyor. Bu hareketin, dünyadaki sorunları iyileştirebilecek bir güç olduğuna inanıyor.
Es Devlin’in yönetimi, bu fikri somut bir forma dönüştürerek, 15 farklı enstalasyon aracılığıyla zanaatkarları ve eserlerini ön plana çıkarıyor. Işık, su, renk ve mimari öğeler, sergi boyunca etkileşim halinde kullanılarak ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor.