Washington, 19 Ağustos’ta İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma hamlesini açıklarken, bunun ABD ile İran arasındaki müzakerelerde önemli bir dönüm noktası olacağını umuyordu. Ancak Tahran’da bu durum farklı yorumlandı: Bu, ABD’nin her zaman bir anlaşmaya varacak olsa bile, bunu kendi şartlarına göre dayatmaya istekli olduğunun bir teyidi olarak görüldü.
İran siyasetinin neredeyse tüm kesimlerinde bu görüş hakim oldu. İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian’ın ekonomik danışmanları, ABD’nin anlaşma yapmaktan vazgeçtiğini düşünürken, General Ahmad Vahidi’nin komuta ettiği askeri çevreler ise Amerikan “ihanetinin” doğruluğunu teyit edilmiş olarak gördü.
Bu durum, İran’da ABD ile bir anlaşmaya olan inancı daha da azalttı ve bu da Tahran’ın neyi kabul edip neyi reddedeceğini şekillendiriyor.
İran’ın, İslam Cumhuriyeti’nin varoluşsal kararlarını alırken, hayatta kalma stratejilerini belirlediği unutulmamalı. “Reformist” ile “principlist”, ya da “ılımlı” ile “muhafazakar” arasındaki eski ayrım artık sistem içindeki gerçek mücadeleyi yansıtmıyor.
Önemli olan mücadele, İslam Cumhuriyeti’nin savaş zamanındaki avantajlarını ekonomik ve diplomatik kazançlara dönüştürmesi gerektiğine inananlarla, hayatta kalmanın sadece kalıcı bir çatışmaya bağlı olduğuna inananlar arasındaki çekişmedir. Her iki kamp da rejime sadık ve sistemin ayakta kalması için iyi niyetle argümanlar sunuyor; bu da sorunu çözmeyi zorlaştırıyor.
Bu tartışmada tek bir karar verici olmadığı için, İran’ı en doğru şekilde tanımlayan şey, yatay bir yapıya sahip karmaşık bir “ağ devleti” olmasıdır. Eski lider Ali Khamenei’nin dikey hiyerarşisi artık ortada değil.
Oğlu Mojtaba Khamenei, formal olarak zirvede yer alıyor ve atamalar yoluyla sonuçları etkiliyor. Aynı zamanda, eski sistemin gerçek karar merkezlerinden biri olan “Bayt” ofisini, sadık isimlerle yeniden yapılandırıyor; örneğin yeni başdanışmanı Mahdi Khamoushi gibi.
Ancak Mojtaba, bir dengeleyici olarak hüküm sürüyor ve hiçbir gücün sistemi ele geçirmesine izin vermiyor. Onun altında, otorite güvenlik güçleri arasındaki ağlara dağıtılmış durumda. General Vahidi, askeri gücü yönetirken, Rezaee stratejiyi koordine ediyor. Parlamenter Başkanı Mohammad Bagher Ghalibaf, parlamento ile güvenlik güçleri arasında köprü görevi görüyor. Pezeshkian’ın hükümeti ekonomiyi yönetiyor ve Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi dış ilişkileri yürütüyor. Ancak tüm bu yetkiler tek bir kişinin elinde toplanmıyor.
İran’daki güç dengesi değişiyor çünkü savaş, sistemi dağıtma eğilimini aşarak gücü merkezileştiriyor. ABD ile yaşanan çatışmanın ne kadar sürdüğü, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) sadece güçlü bir unsur olmaktan öte, “etkili karar verici” haline gelmesine neden oluyor.
IRGC, ekonomiyi yönetemez, diplomasiyi yürütmez ve aynı zamanda dini otoriteyi de koruyamaz. Bu nedenle, diğer unsurlarla işbirliği içinde hareket ediyor. Ancak savaşın uzun sürmesi, bu dengenin bozulmasına ve IRGC’nin daha fazla etki sahibi olmasına neden oluyor.
İran sistemindeki farklı gruplar arasında bir uzlaşı arayışı var. Bazı çevreler ekonomik sorunların çözümü için bir anlaşma talep ederken, bazıları ise ülkenin stratejik bağımsızlığını korumak için müzakerelere açık. Hatta bazı raporlara göre, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun bile ABD ile gizli kanallar aracılığıyla iletişim kurduğu belirtiliyor.
Bu durum, Donald Trump’ın İran ile müzakere etme fırsatını kaçırmaması gerektiğinin altını çiziyor. Ancak bu, arabulucuların yaptığı çabaların önüne geçmemeli.