Sofia Lekka Angelopoulou’un “ev, istediÄŸimiz dünyayı küçük ölçekde önce denedikten sonra inÅŸa ettiÄŸimiz yer” sorusuyla açtığı tartışmanın ardından ortaya çıkan bu bölüm, konuyu bir nesne olarak deÄŸil, konfor ve rahatsızlık, yalnızlık ve topluluk, kalıcılık ve deÄŸiÅŸim arasındaki deneyim alanı olarak ele alıyor. Birçok projenin üzerinden geçirilen gözlem ÅŸunu iÅŸaret ediyor: YaÅŸadığımız mekânlar pasif bir arka plan deÄŸil, günlük hayatın nasıl hareket ettiÄŸimizi, dinlendiÄŸimizi, baÅŸkalarıyla buluÅŸtuÄŸumuzu ve neyin biziye ait olduÄŸunu anlamamızda aktif rol alan katılımcılar. Bu bölüm, evin dört duvarıyla sınırlı kalmadığını; peyzaja, kapının önündeki altyapıya, binalarımızı paylaÅŸan türlere ve bir yerin kimin kalabileceÄŸini belirleyen ekonomik güçlere kadar uzandığını gösteriyor.

Rahatlık Her Zaman Amaç Değil

Bu yaklaşımı en doÄŸrudan sorgulayan projeler, Shusaku Arakawa ve Madeline Gins’in mimarisi olarak tanımlanıyor. Bioscleave House adlı yapı, zeminin düz bir yüzey yerine dalgalandırdığı bir araziye dönüşmesini, mutfak alanını oda ortasına indirerek yerleÅŸtirmesini ve iç mekâna dengeyi yeniden kazanmaya yardımcı olacak çubuklar koymasını öngörüyor. Çift, bir evin insanın bedeninin çevresiyle sürekli fiziksel bir müzakere içinde uyanık kalmasını saÄŸlaması gerektiÄŸine inanıyor; rahatsızlığın aslında bir uyarı mekanizması olduÄŸu fikri burada merkeze konuyor. Gins’in ifadeleriyle bu mimarinin hatta yaÅŸamı uzatabileceÄŸi iddiası kasıtlı biçimde aşırı duruyordu, ancak altındaki soru hâlâ provokatif: Rahatlık mimariden farkındalığımızı sildiÄŸinde, ev bizi artık dikkat etmemize izin vermeyi reddettiÄŸinde ne olur?

Bu düşünce neredeyse tam ters bir açıdan bedenle buluÅŸuyor. 1920’lerde Neues Frankfurt konut programı için geliÅŸtirilen Frankfurt Mutfağı’nın mimarı Margarete Schütte-Lihotzky, ev içi emeÄŸi mümkün olan en verimli hâle getirmeyi hedefledi. Ocak, lavabo, dolaplar ve çalışma yüzeyleri arasındaki her hareket hesaba katıldı; kompakt mutfak bir laboratuvara dönüştürüldü. Bu rasyonelleÅŸtirme zamanla kadını mutfağın merkezine yerleÅŸtiren bir algıyı pekiÅŸtirdiÄŸi eleÅŸtirisiyle karşılaÅŸtı, ancak Schütte-Lihotzky’nin amacı kadınların ev içi iÅŸleriyle geçirdikleri süreyi kısaltmaktı. Bir yüzyıl sonra mutfak, en küçük ev içi planın bile çalışma, cinsiyet, zaman ve özgürlük gibi çok daha büyük varsayımları barındırabildiÄŸinin hatırlatıcısı olmaya devam ediyor.

Ev DeÄŸiÅŸtirebilmelidir

Kisho Kurokawa, Nakagin Kapsül Kulesi’ni teknoloji ve yaÅŸam biçimleri deÄŸiÅŸtikçe bireysel ünitelerin zamanla sökülüp yenilenebileceÄŸini varsayan, farklı bir ÅŸekilde yaÅŸlanabilen mimarili olarak hayal etti. Yapının 140 prefabrik kapsülü kalıcı beton çekirdeklere baÄŸlandı; ancak bu beklenti gerçekleÅŸmedi. Mülkiyet yapıları, bakım maliyetleri, inÅŸaat lojistiÄŸi ve bozulan altyapı, dönüşüm etrafında kurgulanan binayı beklenmedik biçimde dirençli kıldı ve kule 2022’de söküldü. Nakagin’ın hikâyesi mimarlığın sevdiÄŸi en sevimli vaadinin bir yanılsama olduÄŸunu ortaya koydu: Modülerlik otomatik olarak uyumlanabilirliÄŸi üretmez.

what we learned: modes of habitation - 2
what we learned: modes of habitation – 2

Bu gerçek, evin ancak etrafındaki teknik, ekonomik ve sosyal sistemlerin de deÄŸiÅŸebilmesi durumunda deÄŸiÅŸebileceÄŸini gösteriyor. İsviçre’deki Jan Michalski Vakfı’nda geçicilik ise daha sakin bir biçimde karşımıza çıkıyor. Kengo Kuma & Associates, ELEMENTAL, Studio MK27 ve Rintala Eggertsson dahil olmak üzere birkaç mimarın tasarladığı dokuz kulübe, yazarlara ve çevirmenlere birkaç haftadan birkaç aya kadar süren rezidanslar sunuyor. Bazıları fonksiyonları dikey olarak üst üste koyarken, bazıları odaklanmayı günlük rutinlerden ayırıyor; ELEMENTAL ise piÅŸirme ve buluÅŸma için ortak bir alan ekliyor. Kulübeler birlikte küçük deneysel bir komÅŸuluk oluÅŸturuyor ve burada geri çekilmek yalnızlaÅŸmak anlamına gelmiyor. Belki de geçici konut tam olarak ömür boyu tahmin etme zorunluluÄŸu taşımaması nedeniyle çok daha özelleÅŸmiÅŸ biçimlere ulaÅŸabiliyor.

Birlikte Yaşamak İçin Alan Gerekiyor

Supaform’un Transit Encounters projesi, yere gerçekten bir çukur kazmadan konuÅŸma çukuruna benzer yaklaşımı geri getirdi. Maxim Shcherbakov’un Alcova’daki büyük yeÅŸil oturma peyzajı, kanapeden öteye uzanarak oturmak, uzanmak, dinlemek ve ortadaki dönme plak etrafında toplanmak için farklı yükseklikler ve pozisyonlar sunuyor. İlgi çeken ÅŸey yalnızca retro bir atıf olmaktan çok, insanların bu nesne üzerinde ne kadar hızlı biçimde birlikte müzakereye girdiÄŸiydi. Ziyaretçiler baÅŸta içeri girmekte tereddüt etti; ilk kiÅŸi girdiÄŸinde diÄŸerleri peÅŸinden geldi. Proje, mobilyanın sosyal davranışı organize edebileceÄŸini ama bunu tamamen belirleyemediÄŸini hatırlattı.

Bu ayrım, HOUSING — 33 Answers to the Housing Question adlı kitabın tasarımboom ile yaptığı görüşmede de görülmeye devam ediyor. Editörü Laura Traub, konutun giderek değişen aile yapıları, çalışma biçimleri, bakım düzenleri ve yaşam aşamaları tarafından tanımlanan hayatlara yanıt verebilen bir şey olduğunu anlatıyor. Kitapta toplanan projeler tek bir konut çözümü fikrini reddediyor; bunun yerine kooperatif modellerden ortak alanlara, dönüşüme uygun yeniden kullanıma ve yenilemeye kadar uzanan yolları izliyor. Mimarinin toplumsal ilişkileri bir ortak salon ekleyerek üretemediği açıkça vurgulanıyor; ancak farklı biçimlerindeki günlük hayatın hayal edilmesini kolaylaştırırken, gizlilik, geri çekilme ve değişim için de alan bırakabiliyor.

what we learned: modes of habitation - 3
what we learned: modes of habitation – 3

Konut, insanları bir araya getiren değil, onlara birlikte yaşamayı düşünebilecekleri koşulları hazırlayan bir araçtır. Bazen bağ kurmak, insanlara farklı biçimde oturacakları için basit bir neden vermek kadar başlar.

Laura Traub, HOUSING kitabının editörü

Bu yaklaşımın sahadaki karşılığı şudur: Ev asla yalnızca dört duvar değildir. Yaşadığımız her mekân, bizi nasıl hareket ettiğimizi, kimin burada kalabileceğini ve neyin biziye ait olduğunu nasıl anladığımızı şekillendiren bir aktördür. Konforun hâkim olduğu evler farkımızdan kaybolurken, rahatsızlığa izin veren evler bizi dikkatli tutar; değişmeyi vaat eden yapılar ancak çevre sistemleriyle birlikte değişebilir; ve topluluk asla inşa edilmez, yalnızca hayal edilebilir biçimlere bırakılır.

İlginizi Çekebilir: Pandeminin Kalan Teknolojileri Yeni Sağlık Savaşlarında Yeniden Hayata Dönüyor →
Kaynak: Designboom ↗