The 10 best albums released so far in 2026

From major pop figures delivering career-best work to death metal and newcomers breaking through on pure quality, the best albums of 2026 so far.

Credit: Geffen Records

Her yılın ortasında, o yıl çıkan kayıtların genel bir özetini yapmak ve müziÄŸin ÅŸu anda nerede olduÄŸunu anlamak cazip olabilir. Ancak bu yaklaşım genellikle baÅŸarısız olur, çünkü insanlar aylarca sonra dinlemeye baÅŸladıkları kayıtlar genellikle ilk yayınlandıklarında “anında klasik” olarak duyurulmaz. Bazı albümler tekrar tekrar dinlenerek yavaÅŸ yavaÅŸ ortaya çıkar, diÄŸerleri ise ilk haftalarında bile büyümeye devam eder. Bir yılın müziÄŸini ortasında deÄŸerlendirmek, resmin Aralık sonuna kadar deÄŸiÅŸmeye devam edeceÄŸini kabul etmek anlamına gelir.

2026’nın bu dönemi, türler ve sanatçılar açısından oldukça geniÅŸ bir yelpazeye sahip. Büyük pop yıldızları kariyerlerinin en iyi çalışmalarını sunarken, death metal, deneysel noise ve türleri harmanlayan jazz-funk gibi daha küçük gruplar, tanınmış isimlerden ziyade müziÄŸin kalitesine dayanarak öne çıktı. Bu çeÅŸitlilik önemlidir, çünkü sadece büyük isimlerin yer aldığı bir yıl, yaratıcı enerjinin nerede olduÄŸunu tam olarak yansıtmaz. Birçok sanatçı, köklü bir hayran kitlesine güvenmek yerine, sürekli olarak yeni dinleyiciler edinerek ilerler.

Aşağıdaki albümler, Time Out dergisinin yayınladığı yılın en iyi kayıtlarının daha geniş listesinden seçilmiştir ve derginin müzik editörleri ve yazarları tarafından farklı türlerdeki sanatçılarla birlikte hazırlanmıştır. Orijinal liste, kesin bir sıralama yerine alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir, çünkü yıl sonu sıralaması sadece tüm on iki ayın sonunda yapılabilir. Bu nedenle, listemizdeki her albüm, kendi içinde ayrı ve önemli bir yerdedir.

Avalon Emerson’ın ikinci dream pop albümü Written Into Changes, sanatçının daha önceki club-kid kiÅŸiliÄŸinden daha sıcak ve belirsiz bir tona sahip olan daha olgun bir sound’a doÄŸru kaydığını gösteriyor. Yankılanan vokaller, reverb gitar, canlı piyano ve parlak synth’ler, Emerson’ın önceki çalışmalarında görülen güçlü melodik yeteneÄŸi korunurken, daha olgun bir sound sunuyor.

Albüm tematik olarak, insan olmanın çeliÅŸkileri üzerine düşünceli bir ÅŸekilde odaklanıyor. “How Dare This Beer” gibi varoluÅŸsal melankoliyi ve “Eden” gibi daha neÅŸeli ÅŸarkıları içermektedir. Bu duygusal yoÄŸunluÄŸu büyük, dramatik balladlarla deÄŸil, daha sakin ve düşündürücü ÅŸarkılarla ifade etmektedir.

Bu düşünceli yaklaşım, albümün tamamı boyunca devam ederek, dans müziği teknikleriyle oluşturulmuş albümlerde nadiren görülen meditasyon benzeri bir kaliteye sahiptir. Emerson, yetişkin duygusal yaşamın tüm karmaşıklıklarını yakalamaya istekli gibi görünmektedir.

Albümün açılış ÅŸarkısı “Eden”, en akılda kalıcı parçalardan biri olup, iliÅŸkinin sona ermesinin acısını yaÅŸarken, aydınlık ve umut dolu bir atmosfer yaratmaktadır. Bu tür duygusal derinliÄŸi, ritmik zevkle birleÅŸtiren albümler nadirdir.

Credit: Pulverised Records

New Jersey’li beÅŸ kiÅŸilik death metal grubu Funebrarum, yaklaşık yirmi beÅŸ yıldır underground sahnenin dışında, daha popüler ve trend olan grupların gölgesinde faaliyet gösteriyor. Beckoning the Void of Eternal Silence, grubun 17 yıl sonra çıkardığı ilk albüm olması nedeniyle, hayranlar tarafından büyük bir beklentiyle karşılanmıştır. Albüm, grubun kendine özgü, kasvetli ve ham sound’unu koruyor.

Derin bas hatları, anlamlı riffler ve anlaşılmaz vokaller, hem eski okuyucuları memnun edecek hem de yeni dinleyicileri cezbedecek bir atmosfer yaratıyor. Bu albüm, sabırlı ve özenli bir şekilde oluşturulmuş gibi duruyor ve her parçanın en yoğun anlarına doğru dikkatlice inşa edildiği hissediliyor.

Albüm, yıllar içinde geliÅŸtirilmiÅŸ, kendine özgü ve tavizsiz bir sound’a sahip olan müzisyenlerin ürünüdür. Bu yaklaşım, extreme metal türünde giderek daha fazla cilalı ve modern seslere yönelirken, Funebrabis’in benzersiz karakterini vurguluyor.

“Turning the Stones of Torment”, grubun en iyi özelliklerini yansıtan bir parça olup, hızlı bölümler ile daha karanlık pasajlar arasında geçiÅŸ yapıyor. Bu tür yoÄŸunluÄŸu, aynı anda sürdürmeyi baÅŸaran extreme metal albümleri nadirdir.

Franco-Mancunian sanatçı Chidi Obialo, “heavensouls” adıyla yayımladığı Westside Trapped albümüyle, jazz-funk öğeleri, soul örnekleri, Fela Kuti göndermeleri ve deneysel post-rock dokularını bir araya getiriyor.

Sanatçı, önceki çalışmalarında yoğun kullandığı katmanlı sesleri azaltarak, ritme odaklanıyor ve renkleri daha canlı hale getiriyor. Bu değişim, albümün genel atmosferini zenginleştirirken, sanatçının deneysel geçmişine olan bağlılığını koruyor.

Albüm boyunca, siyasi mesajlar ile birleşen müzikal çeşitlilik, dinleyiciyi etkileyici bir deneyime davet ediyor. Bu denge, benzeri eklektik çalışmalarda nadiren görülen duygusal derinliği sağlıyor.

“shed a tear for me”, Eric Garner’ın son sözlerinden alınan bir örnekle, güçlü gitar ve synthlerle desteklenen duygusal bir parça olup, albümün en etkileyici anlarından biri. Bu tür bir kombinasyon, aynı yıl çıkan diÄŸer popüler albümlerde nadiren görülüyor.

Kevin Morby, Little Wide Open albümüyle, uzun kariyerinde sıklıkla kullandığı Americana sound’unu daha da geliÅŸtiriyor. Aaron Dessner’in prodüktörlüğünde hazırlanan albüm, akustik gitar, banjo ve mandolin gibi enstrümanlarla zenginleÅŸtirilmiÅŸ ÅŸarkılar içeriyor.

Albüm, Bruce Springsteen’in kırsal dönemlerini veya Woody Guthrie’nin modern yorumlarını hatırlatıyor. Morby, bu sound’u sadece bir stil olarak deÄŸil, aynı zamanda ÅŸarkı sözlerinin anlamını güçlendiren bir araç olarak kullanıyor.

Little Wide Open, sadece rahatlatıcı ve keyifli bir dinleme deneyimi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda dinleyiciyi düşünmeye sevk eden derinlikli şarkılar içeriyor. Bu denge, Americana türündeki diğer albümlerde nadiren görülen bir özellik.

“Natural Disaster”, folk-rock efsanesi Lucinda Williams’ın vokalleriyle zenginleÅŸen ve albümün en dikkat çekici parçalarından biri. Williams’in kendine özgü sesi, ÅŸarkının duygusal yoÄŸunluÄŸunu artırıyor ve dinleyiciye unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Olivia Rodrigo, you seem pretty sad for a girl so in love albümüyle, Disney Channel döneminden sonraki gelişimini gösteriyor. Albüm, pop müzik tarihinde önemli bir yer edinecek gibi duruyor.

Albüm, açılış şarkısıyla başlayan ve ilişkinin sona ermesiyle duygusal olarak değişen bir hikaye anlatıyor. Bu değişim, albümün en etkileyıcı anlarından biri.

Rodrigo, bu karmaşık duyguları ifade etmek için güçlü vokaller ve akılda kalıcı melodiler kullanıyor. Albüm, dinleyiciyi hem eğlendiriyor hem de düşündürüyor.

“The Cure”, albümün en dikkat çekici parçalarından biri olup, aÅŸkın, kaybın ve umudun karmaşık duygularını ifade ediyor. Bu tür çok yönlü bir eser, Rodrigo’nun yeteneÄŸini gösteriyor.

Slayyyter, WOR$T GIRL IN AMERICA albümüyle, pop müzikte yeni bir sayfa açıyor. Albüm, cinsiyetçi söylemleri kullanan ve sınırları zorlayan bir çalışma.

Albüm, açılış şarkısıyla başlayan ve dinleyiciyi hemen etkileyen bir enerjiye sahip. Bu enerji, albümün tamamı boyunca devam ediyor.

Slayyyter, bu enerjiyi sadece agresif vokallerle değil, aynı zamanda akılda kalıcı melodilerle de destekliyor. Bu kombinasyon, albümü benzersiz kılıyor.

“I’M ACTUALLY KINDA FAMOUS”, albümün en dikkat çekici parçalarından biri olup, cinsiyetçi söylemleri kullanan ve sınırları zorlayan bir çalışma.

İlginizi Çekebilir: Tupac Shakur cinayeti davasında ikinci haftanın önemli gelişmeleri →
Kaynak: Quartz ↗