Paul Revere Williams, 20. yüzyılın en önemli mimarlarından biri olarak kabul edilirken, adı uzun süre gölgede kalmıştır. Şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı üç sergi, onun hayatının, kariyerinin ve toplum üzerindeki etkisinin farklı yönlerini aydınlatıyor.
Los Angeles Uluslararası Havalimanı’na (LAX) indiğinizde, ilk gördüğünüz şeylerden biri, 1960’ların başlarında inşa edilen, Walt Disney Imagineering tarafından tasarlanan restoranıyla ünlü olan Tema Binası’dır. Bu yapı, William Pereira, Welton Becket, Charles Luckman ve Paul Revere Williams gibi mimarların ortak çalışmasıyla ortaya çıkmıştır.
Bu isimler arasında, Kaliforniya’da lisans alan ilk Afrikalı Amerikalı mimar olan Williams, Los Angeles’in siluetini en derinden etkilemiştir. 1980’deki ölümüne kadar geçen altmış yılda, tek ailelik evlerden ticari binalara, uygun fiyatlı konut projelerine, Los Angeles İlçe Mahkemesi’ne ve Frank Sinatra, Barbara Stanwyck ve Lucille Ball gibi ünlülerin lüks evlerine kadar yaklaşık 3.000 proje tamamlamıştır. Belki de en ikonik yapısı, renovasyonunda Williams’ın liderlik ettiği ve tanınmış kıvrımlı tabelasıyla Beverly Hills Hotel’dir; bu tabeladaki yazı, Williams’ın kendi el yazısıyla yazılmıştır.

Williams’ın katkıları olmadan, mimar Richard Neutra tarafından tasarlanan ve Los Angeles’in sembollerinden biri haline gelen Stahl House gibi ikonik “Case Study” evlerinin finansmanı sağlanmış olmayabilirdi. Cornell Üniversitesi’nden Milton S F Curry’nin belirttiğine göre, “Günümüzün birçok ünlü mimarının bile bu kadar çok projeye imza atması zordur.”
Williams’ın olağanüstü üretkenliği ve Los Angeles’in şekillenmesindeki önemli rolüne rağmen, adı uzun süre mimarlık dünyasında yeterince tanınmamıştır. Williams, sadece ünlülerin lüks evlerini tasarlayan bir mimar olarak bilinirken, aslında çok daha geniş bir yelpazede eserler vermiştir. Curry, “Williams’ın çalışmaları, Frank Lloyd Wright, Mies van der Rohe ve Le Corbusier gibi büyük isimlerle aynı safta yer almayı hak ediyor” diyor.

Los Angeles’taki üç farklı kurumda açılacak olan sergiler, Williams’ın hayatının ve çalışmalarının kapsamlı bir şekilde incelendiği ilk büyük retrospektif olma özelliğini taşıyor. Bu sergiler, sadece Williams’ın eserlerini değil, aynı zamanda onun arşivlerindeki çizimlerin de güncel sanatçılarla etkileşimini sunuyor. USC’deki sergi, Williams’ın üniversiteden mezun olması nedeniyle özel bir anlam taşıyor.
Williams, genç yaşta mimarlık tutkusuyla yanıp tutuşurken, öğretmenlerinden biri onun hayallerine şüpheyle yaklaşmıştır. Williams, daha sonra “I Am a Negro” adlı makalesinde bu olayı şu şekilde anlatmıştır: “Öğretmenim, bana bir roketin Mars’a gönderilmesi gibi bir şeyle aynı şaşkınlıkla baktı. ‘Hiçbir zaman bir Afrikalı Amerikalının mimar olması duyulmamıştır.’ Benim için renk, kişisel yeteneğimden daha ağır basıyordu.”

Kariyerinin başlarında, Williams önce çizimci olarak çalışmış, ardından burslar kazanarak kendi ofisini açmıştır. O dönemde Los Angeles’in nüfusu hızla artarken, konut ihtiyacını karşılamak için yoğun bir inşa faaliyetine girilmiştir. Williams, hem yeni yerleşim alanlarındaki evlerin tasarımında görev almış, hem de birçok zengin Angelenonun lüks evlerini tasarlamıştır. Sinatra örneğinde olduğu gibi, müşterilerinin isteklerine ve detaylarına dikkat ederek kaliteli işler ortaya koymuştur.
Curry, Williams’ın arşivlerindeki çizimlere ilk kez göz attığında hayrete düşmüştür. “Çizimlerin detay seviyesi olağanüstü,” diyor Curry. “Açvırak bir inşaat bilgisi ve malzeme konusunda derin bir anlayışa sahip olduğu açık.” Williams, döneminin diğer mimarlarından farklı olarak, aynı anda farklı türlerde eserler vermiştir ve kendine özgü bir stil yaratmıştır.

Williams ayrıca, ABD’deki ilk kamu konut projelerinden biri olan Langston Terrace Dwellings’in inşaasında da görev almıştır. Ayrıca çok katlı konut projelerini desteklemiş ve deneysel malzemelerin kullanımını teşvik etmiştir. Aynı zamanda ırk ayrımcılığının yaygın olduğu bir dönemde, Afrikalı Amerikalıların erişebileceği uygun fiyatlı konutlar inşa etmeye çalışmıştır.
Bu üç sergi, herhangi bir Afrikalı Amerikalı mimarın eserlerinin ilk büyük kapsamlı sergisi olma özelliğini taşıyor. Curry’ye göre, bu durum, “ABD’deki siyahi insanların inşa çevrelerindeki katkılarının ne kadar az anlaşıldığını ve değer gördüğünü gösteriyor.” Bu sergiler, sadece Williams’ın mirasını yeniden canlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda onun arşivlerini araştırmacılara açarak daha fazla keşif yapılmasına olanak sağlıyor. “Arşivler her zaman beklenmedik hikayeler ortaya çıkarır,” diyor Curry.
[Paul R Williams: An Architect Considered sergisi, 13 Mart 2027’ye kadar Los Angeles’taki USC Fisher Museum of Art’ta ziyarete açık.]
Kaynak: guardian-culture