Londra’nın Maida Hill bölgesinde, Westminster City Council tarafından finanse edilen ve Belediye Başkanı’nın “Good Growth Fund” programından destek alan bir proje ile geri dönüştürülmüş taş kullanılan yeni bir halk tuvaleti hizmete girdi. Proje, Maida Hill Market’in iyileştirme çalışmalarının son aşamasını oluşturuyor ve eski, ulaşılması zor tuvaletlerin yerine üç adet tamamen erişilebilir, tekerlekli sandalye dostu tuvalet getiriyor.
Studio Weave tarafından tasarlanan bu proje, şehirdeki yaygın bir soruna çözüm getirirken aynı zamanda ilginç soruları da beraberinde getiriyor. Studio Weave’in direktörü Eddie Blake, bu tür sorunları gidermeyi amaçlayan bir misyona sahip. British Toilet Association’ın verilerine göre, son on yılda halka açık tuvaletlerin neredeyse %40’ı kapandı. Bunun nedenleri arasında erişilebilirlik sorunları, yüksek bakım maliyetleri ve uygun fiyatlı alternatiflerin bulunmaması gösteriliyor. İşte bu noktada Maida Hill tuvaletleri devreye giriyor.

Proje, kağıt üzerinde kusursuz olsa da, malzeme ve tedarik süreçleri açısından dikkat çekici özellikler taşıyor. Taşlar, Broadgate’deki eski bir şirket merkezinin sökülmesi sırasında elde edildi. Büyük boyutlu, pembe Fin graniti ve düz Norveç larvikit taşları, yeniden kesilerek yeni konumlarına taşındı. Bu sayede, finansal merkezin kalbindeki malzeme, doğrudan mahallenin ekonomik faaliyetlerinin merkezine taşınmış oldu.
Bu “yukarıdan aşağıya” malzeme akışı oldukça anlamlı. Kullanılan taş, bu tür projelerde genellikle kullanılan malzemelerden çok daha yüksek kalitede. Mimarlar, bunu “ekonomik lüks” olarak tanımlıyorlar; belki ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de, sonuç etkileyici. Taşlar, çelik bir çerçeve üzerine yerleştirilerek neredeyse bir kart evini andıran bir yapı oluşturulmuş.
Mimarlar, bu projede The Stonemasonry Company ve Webb Yates ile yakın işbirliği içinde çalıştı. Her iki firma da Amin Taha’nın Groupwork firmasıyla daha önce de benzer projelerde yer almış, bu nedenle malzeme konusunda deneyimli. İçerdiği “otomatik halk tuvaletleri”, İsveçli Danfro firmasından temin edilmiş yüksek kaliteli bir “total toilet solution” sistemidir. Bu sistemler kolayca yükseltilebilir ve değiştirilebilirken, taş detayları sökülebilir şekilde tasarlanmıştır; böylece yapı uzun ömürlü olacak ancak gerektiğinde yenilenebilir.
Belki de bu yapının en dikkat çekici özelliği, çevreye uyum sağlamaktan ziyade farklı bir yaklaşım sergilemesi. Londra’da birçok yapı, tasarım stüdyolarından çıkmış ve belirli standartlara uygun olarak inşa edilmiştir. Ancak bu proje, daha doğrudan ve cesur bir yaklaşımla öne çıkıyor. Sanki diğer binaların cephelerini kullanarak kendi maskesini oluşturmuş gibi.
Bir toplumun “medeni” olup olmadığı, halka açık tuvaletlerin, çöp kutularının ve bankların bulunabilirliği ile ölçülürken, bir kültürün dayanıklılığı da sıra dışı ve alışılmadık şeyleri ne kadar iyi karşıladığıyla belirlenir. Bu açıdan bakıldığında, bu küçük yapı hem ilginç bir örnek teşkil ediyor.
Kaynak: Wallpaper