İran liderliği için, savaşın bir numaralı amacı rejimin hayatta kalmasıdır; aksi takdirde, yönetici elitin ayrıcalıkları ortadan kalkacak ve İran halkı tarafından görevden alınacaktır (Tasnim / Hossein Zohrevand’in arşiv görüntüsü)

Denizcilik camiası, son altı ayın çoğunda olduğu gibi, şimdi de İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Hormuz Anlaşması’nın sona ermesinin ardından neler olduğunu anlamaya çalışıyor.

Çelişkili sinyaller birbirini izliyor: ABD yönetiminin mesajları sürekli değişiyor ve İran rejiminde pragmatistler (Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian ve Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi liderliğinde) ile Paydari-IRGC’nin sert yanlısı grupları (Ahmad Vahidi, Mohsen Rezaei ve Hossein Taeb liderliğinde) arasında bir bölünme var. Bu bölünme son haftalarda daha da belirginleşti. İran siyasi arenasındaki bu pragmatistlerle sert yanlılar arasındaki anlaşmazlıkları genellikle Yüksek Lider arabuluculuk yapıyordu; şimdi ise iki yönetici grup, kamuoyunda açıkça tartışıyor ve birbirini çürütüyor. Ayrıca, İranlı liderlerin “taqiyya” ve “tawriya” kavramlarını kullanması da durumu karmaşık hale getiriyor; bu kavramlar, düşmanı yanıltmak ve kafasını karıştırmak için yalanları ve aldatmacaları içeriyor.

Durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer husus ise, bazı faaliyetlerin kamuoyuna açıklanmamasıdır. Örneğin, ABD hükümetinin gemilerin Umman kıyı rotası üzerinden geçişini nasıl desteklediği ve transit haldeki gemilerin güvenliğini sağlamak için hangi askeri yöntemlerin kullanıldığı gibi konular hala gizemini koruyor.

Şu anda, ne tarafın da tam ölçekli bir savaşa başlamayı istediği görünmüyor. Amerika Birleşik Devletleri, sınırlı miktardaki cephaneyi korumayı tercih ediyor ve (şimdilik) etkili bir etki yaratabilecek hedeflere ulaşmakta zorlanıyor. Her ne kadar bunu açıkça belirtmese de, İran da altyapısının daha fazla zarar görmesini istemiyor; bu durum, daha fazla saldırıya yol açabilir. Ayrıca, İran’ın askeri hedeflere odaklanmasının yanı sıra, Körfez ülkelerinin sivil altyapıyı hedef alan misilleme saldırıları yapma isteği de var. Bu nedenle, her iki taraf da sınırlı önleyici ve misilleme saldırılar düzenleyecek, ancak bu durum tırmanmayı engelleyecek şekilde yapılacak.

Amerika Birleşik Devletleri artık ekonomik savaşa yöneldi; İran’ın askeri saldırılara karşı büyük bir direnç gücüne sahip olduğunu fark etti. İran rejiminin en büyük zayıflığı, finansal ve ekonomik kırılganlığıdır. Geçmişte, bu durum birçok kişinin İran ile gizli ticaret yapma isteğiyle hafifletiliyordu, ancak bu durum artık ABD’nin daha sıkı yaptırımları nedeniyle ortadan kalkıyor.

İran liderliği için, savaşın bir numaralı amacı rejimin hayatta kalmasıdır; aksi takdirde, yönetici elitin ayrıcalıkları ortadan kalkacak ve İran halkı tarafından görevden alınacaktır. Rejimin hayatta kalmasının en büyük tehdidi, güvenlik güçlerine ödeme yapmak, temel hizmetleri sağlamak ve halkı sokağa çıkmasını engellemek için gereken paranın olmamasıdır. Bu nedenle, İranlı müzakerecilerin öncelikli hedefleri, dondurulmuş fonlara ulaşmak ve petrol ve gaz ihracatına yeniden başlamaktır; şu anda bu tamamen durdurulmuştur.

İran’ın, Hormuz Boğazı‘nı kapatarak yaptırım ve ambargonun kaldırılmasını sağlayabileceğini düşünmüş olabilirler. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri, Hormuz Boğazı’nın kapanışından doğrudan etkilenmiyor ve bunun yaygın etkileri de öngörülenden daha az olmuştur. Doğrudan etkilenen Körfez ülkeleri ise her gün alternatif ticaret rotaları üzerinden giderek artan miktarda yük taşımaktadır. Ayrıca, ABD’nin %100 etkili olan ambargosu sonsuza kadar devam edebilirken, Central Command hala Umman kıyı rotası kullanılarak geçen trafiğe bir miktar koruma sağlayarak gemilerin geçişine izin vermektedir; bu durum denizciler üzerinde büyük bir yük oluşturmaktadır. Hormuz Boğazı’ndan geçen ve ABD tarafından korunan miktardaki yük ile İran trafiğinin tamamen engellenmesi arasındaki fark, İranlıları büyük ölçüde rahatsız edecek ve önümüzdeki haftalarda mevcut durumu bozmak için en aktif katalizör olacaktır. İran, bu duruma gemilere yönelik saldırıları yoğunlaştırarak ve Güneydoğu Avrupa ve Kıbrıs’taki ABD ve İngiliz üslerini hedef alarak misilleme yapabilir.

Bu arada, önümüzdeki haftalarda yaptırımların ve ambargonun ekonomik etkileri yoğunlaşacak ve bu durum siyasi değişikliklere yol açmayacaktır. Kararlılık ve savaşı düşük profilde sürdürme yeteneği ile İran liderliğinin, İran halkının baskı dayanımının ne kadar süreceğini değerlendirmesi arasındaki mücadele belirleyici olacaktır. İran rejimi, bu ekonomik baskıyı İran’ın iç işlerine müdahale olarak nitelendirmeye çalışacaktır; ancak kimse bunun İran’ın kaderinin yalnızca İran halkının elinde olduğunu reddetmeyecektir. Uzmanlar arasında, bu yapının ne kadar sürede çökeceğine dair önemli anlaşmazlıklar yaşanması bekleniyor. Ancak, bu durumun bir süre daha devam etmesi ve rejimin zayıflaması muhtemeldir.

İfade edilen görüşler yazarın olup, The Maritime Executive’in görüşlerini yansıtmayabilir.

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et