Cornwall, Birleşik Krallık’ın en eşsiz bölgelerinden biridir; burada folklor, mit ve tarih sıkça birleşerek, paylaşılan hikâyeler kadar canlı insanlara sahip, güzel ve karakterli topluluklar oluşturur. Bu topluluklardan biri de Hayle‘dir. Hayle’nin tarihi Bronz Çağı’na kadar uzanırken, yakın tarihindeyse madencilik ve gemi taşımacılığı gibi önemli sektörler belirleyici olmuştur. Elbette, bu durum kaçınılmaz olarak birçok hana ev sahipliği yapmasına neden olmuştur; bunlardan biri de Hayle’nin kuzeyinde 13. veya 14. yüzyılda kurulan “New Inn”dir. Yakınlardaki bir kuyu, muhtemelen St.Phillacks (veya St.Piala) Kuyusu olarak bilinen ve hana bira yapımında kullanılan kutsal bir kaynak olarak kabul edilirdi.
Buradan itibaren hikâye, tarihin ötesine geçerek, zamana ve nesillere aktarılmış folklor, mit ve hikâyelerin cazibesine doğru ilerler. Hangilerinin gerçek hangilerinin uydurma olduğu artık size kalmıştır. “New Inn”in versiyonuna göre, bir sabah, yerel hana ait olan kişi her zamanki gibi kuyudan su çekmek için aşağıya indiğinde, kovada kan buldu. Yapılan incelemede, kuyunun dibinde tanınamaz hale gelmiş bir ceset bulundu. Cesedin kimliği belirlenemese de, en yaygın teoriye göre, yerel bir vergi memuru bazı haydutlarla karşılaşmış ve acımasızca öldürülerek cesedi kuyuya atılmıştır.
Bilimsel bir açıklamaya göre ise, bölgedeki kurşun madenleri toprağı minerallerle zenginleştirmiş ve bu da yağmur suyunun kuyuya akarak kırmızı renkte görünmesine neden olmuştur. “New Inn” yerel halk tarafından gayri resmi olarak “Bucket of Blood” (Kan Kovası) olarak anılmaya başlanmıştır. Bu isim o kadar yaygınlaşmış ki, sonunda hana ait olan kişi bu hikâyeyle mücadele etmeyi bırakarak hanın adını resmen “The Bucket of Blood” olarak değiştirmiştir.
Bu kuyunun gizemli geçmişini pekiştiren bir başka efsane ise 18th yüzyıla aittir ve Erasmus Pascoes adlı gerçek bir şahsiyetle ilgilidir; o dönemde yerel sakin olan ve daha sonra Şerif olan bu kişi, kutsal suyu hastalıklı köpeğini yıkamak için kullanmıştır. Ancak bu basit eylemden kısa süre sonra, bölgedeki insanlar hastalanmışlardır. Bu olayın nedenleri hakkında birçok iddia ortaya atılmıştır: öfkeli bir tanrının veya azizin cezası, kötü ruhların laneti veya köpeğin yerel sularda hastalık yayması gibi. Neden ne olursa olsun, bu olay hem kuyuya hem de hana ait olanın hikâyesini daha da zenginleştirmiştir.
Bu kuyunun ve hana ait olanın gerçek mi yoksa uydurma mı olduğu sorusu size bırakılsa da, bu yerel mekanın neden böyle bir isme sahip olduğuna dair ilginç bir hikâyesi olduğu yadsınamaz. Yüzyıllar öncesine dayanan renkli geçmişi, bu korkunç hikâye sayesinde daha da benzersiz hale gelmiştir; bu hikâyenin hana ait olanın günümüzdeki adını nasıl aldığı bilinmektedir.
Kuyuya ulaşmak için yakınlardaki işaretli bir kapıdan geçilerek, kapının sol tarafındaki alana gidilmesi gerekir. Kuyu, yılın farklı zamanlarında bitki örtüsüyle kaplı olabilir. “Bucket of Blood” hanında park yeri bulunmaktadır.
Kaynak: Atlas Obscura