Avustralya’nın Caulfield North semtinde bulunan LDS II Residence, beklenmedik bir şekilde orta çağ ve 1990’lar estetiklerini bir araya getirerek inşa edilmiş benzersiz bir konut. Bu proje, Boon Wurrung/Bunurong halkının toprakları üzerinde yükselen, birbirine bitişik iki mevcut yapının tek bir uyumlu aile evi haline getirilmesiyle hayata geçirilmiş.
Davidov Architects ekibi, uzun süredir çalıştığı müşterilerle birlikte projenin temel parametrelerini belirledi. Kurucu ve yönetici Robert Davidov’un belirttiğine göre, “Proje, büyük ve aktif bir ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak yaşam alanları yaratmaya odaklanarak şekillendirildi. Özellikle, samimi bir yaşam tarzını destekleyen ve önemli sosyal etkinliklerin düzenlenmesine olanak tanıyan mekanlar oluşturulması hedeflendi.”
Proje başlangıçta iki farklı yapıdan oluşuyordu: Bir tanesi orta çağ etkilerini taşıyan bir ev, diğeri ise 1990’ların tasarım anlayışını yansıtan iki katlı bir apartman kompleksi. Davidov, “Yapılar kendileri bizim için ilham kaynağı oldu. Amacımız mümkün olduğunca çok şeyi korurken, bütün yapıya uyum ve süreklilik kazandırmaktı. Orta çağ evinin özgün özelliklerini güçlendirdik ve daha küçük yapıyı özenle yeniden düzenleyerek iki yapının tek bir ahenk içinde işlev görmesini sağladık,” şeklinde açıklıyor.
Proje, sınırlılığın, bağlantının ve sürekliliğin ustaca kullanıldığı bir örnek olarak ön plana çıkıyor. Davidov, “Mevcut yapıların detaylı bir şekilde incelenmesi, korunması gerekenlerin belirlenmesi, kaldırılması gerekenlerin tespit edilmesi ve küçük ama etkili müdahalelerin yapılacağı noktaların belirlenmesi gerekiyordu,” diyor.
Davidov’a göre, projenin en büyük zorluğu, farklı dönemlere ait iki yapıyı ve onların farklı yerleşim planlarını tek bir bütün haline getirmekti. “İki yeni bağlantı yolu ve merkezi bir avlu, projenin kilit unsurları oldu. Görece küçük ölçekli olmalarına rağmen, tüm evi yeniden düzenleyerek yapıların birbirine doğal ve bilinçli bir şekilde bağlanmasını sağladılar,” diye ekliyor Wallpaper’a yaptığı açıklamada.
Bu merkezi avlu, yeni yapının belirleyici unsurlarından biri. Eskiden iki farklı mülkiyeti ayıran bir çit bulunuyordu. Şimdi ise bu alan, evin içindeki tüm mekanlara doğal ışık getirerek aydınlık ve ferah bir atmosfer yaratıyor. Mimar, “Bu, projenin temel fikrini yansıtıyor: Özenle yerleştirilmiş küçük bir müdahale, bir evin deneyimini tamamen değiştirebilir,” diyor.
İç mekanlarda ise evin orta çağ mirasına göndermeler bulunuyor. Bunlar arasında meşe ağacından yapılmış panjurlar, pembe mermer zeminler ve restore edilmiş orijinal meşe parke zeminler yer alıyor.
Mimarlar, evin iç tasarımını, ziyaretçilere özel bir “varış” hissi yaratacak ve ardından yavaşça açığa çıkacak şekilde tasarladı. “Ev hemen kendini göstermiyor; varış, sıkıştırılmış geçişlerin, filtrelenmiş manzaraların ve rahatlama anlarının bir dizisiyle sağlanıyor. Deneyim sakin, dengeli ve hafif beklenmedik.”
Davidov ayrıca, “Evin geniş bir yerleşim planına sahip olmasına rağmen, her odanın içten ve orantılı bir hisse sahip olması önemliydi. Evin cömert ama aynı zamanda samimi ve resmi olmayan bir atmosfer yaratmayı amaçladık,” diye ekliyor.
Kaynak: Wallpaper