





Melissa Auf der Maur, yoğun bir programının arasında nadir anlardan birinde evinde dinleniyor. Sadece iki gün önce, Smashing Pumpkins ile Lollapalooza sahnesinde yeniden bir araya gelmişti. Grup, “Machina/The Machines of God” albümünden “The Everlasting Gaze” şarkısını seslendirirken Auf der Maur’ün de performansına eşlik etmişti. Bu özel an (Smashing Pumpkins aynı zamanda Olivia Rodrigo ve Yungblud ile de sahne almıştı) sadece bu yılki birçok önemli projeden biriydi.
Bu sonbaharda, Toronto’daki galerisinde, sanatçının Montreal doğumlu fotoğraf eserlerinden oluşan 200’den fazla çalışmanın sergilendiği “My ’90s Rock Photographs” adlı bir sergi açılacak. Bu sergi ve aynı adlı monografi, geçen yıl yayınlanan Auf der Maur’ün çok beğenilen anıları “Even the Good Girls Will Cry: A ‘90s Rock Memoir” (Da Capo Press) ile bağlantılı. Ayrıca, sanatçının daha önce kaydedilmiş 4 parçalık demoları ve kayıtlarından oluşan yeni bir albüm de yolda.
Hudson, New York’ta yaşayan ve çok disiplinli bir sanat merkezi olan kurucularından olan Auf der Maur, Wallpaper dergisine bu yaratıcı dönemini, fotoğrafçılık, müzik ve sanata olan holistik yaklaşımını ve gelecekteki planlarını anlattı.
Wallpaper: Şu anda nerede bulunuyorsunuz?
Melissa Auf der Maur: Upstate New York’tayım, bir müzede fotoğraf sergisi açmanın ve bir kitap yayınlamanın hayalini gerçekleştirmenin eşiğindeyim. Hayatımda hep bu istediğim şeydi, ancak birçok kez de yolumdan saptım. Ve 50’li yaşlarımda, bu alanda kendimi kanıtlayabiliyor olmam çok büyük bir şans. Özellikle AGO’nun (Art Gallery of Ontario) benim arşivime diğerlerinden daha iyi vakıf olması beni çok mutlu etti.
Şu anda yeni bir hayatın başlangıcındayım ve bu hayat, fotoğrafçılık, müzik ve sanat gibi farklı alanları kapsıyor. Ancak geçmişte, özellikle de Hole grubundaki performansımla tanınıyordum.
Wallpaper: Müzikle ilgili çalışmalarınız o dönemde sizin için daha çok bir “yan proje” gibi miydi?
Melissa Auf der Maur: Courtney Love’ın bana Hole grubuyla çalışma teklifini sunduğunda, fotoğrafçılığa odaklanmak istediğimi ve lisans eğitimime devam edeceğimi söylemiştim. Bu, benim için her zaman önemli olan bir şeydi. Ancak hayatımda, bu diğer çağrılara ne kadar süre cevap vereceğim sorusu hep gündemdeydi.
Bu, kişisel ve yaratıcı yaşamım boyunca karşılaştığım bir durumdu. Özellikle de çocuk sahibi olduktan sonra, iç sesimi dinlemek ve ona yön vermek yerine, çocuğumun ihtiyaçlarını ön planda tutmak gerekiyordu.
Wallpaper: Tüm bu farklı alanları aynı anda yürütmek mümkün müydü?
Melissa Auf der Maur: Ben dünyayı doğru veya yanlış, erkek veya kadın gibi kategorilere ayırmıyorum. Daha çok, enerjinin ve kozmosun karmaşık yapısını anlamaya çalışıyorum. 1994 yılında, Manhattan’daki bir bar olan Max Fish’te koleksiyonumdan eserler sergiledim. Bu eserler arasında, SX70 Polaroid fotoğraflarımın büyütülmüş halleri ve Rönesans tablolarından detaylar yer alıyordu. O an, kendimi ifade etme yolumu buldum.
Rönesans dönemine olan ilgim çocukluktan beri devam ediyordu. Botticelli’nin eserlerindeki kadınlara benziyor ve Robert Smith’in (The Cure) müziğiyle aynı duygusal bağları kuruyordum. Fotoğraflarımı yaparken, sanki müzikteki sample’lar gibi, farklı öğeleri bir araya getiriyordum.
Wallpaper: Bu yaklaşımınızın günümüzdeki medya anlayışıyla nasıl bir bağlantısı var?
Melissa Auf der Maur: O zamanlar arkadaşlarıma gönderdiğim yaratıcı paketler, benim için tıpkı sahnede performans sergilemek gibi önemliydi. Her ikisi de aynı derecede içsel bir ifade biçimiydi. Bugünün dünyasında, fotoğrafçılığın ve dijital medyanın getirdiği olanaklarla benzer duyguları yaşayabiliyoruz.
O zamanlar, fotoğraf makinem her zaman yanımda oluyordu ve bu sayede birçok anı ölümsüzleştirdim. Şimdi ise, bu arşivimin bir kültürel miras haline gelmesi beni çok mutlu ediyor.
Wallpaper: Bu dönemde neden müziğe ara verdiniz?
Melissa Auf der Maur: Anılarımı yazarak bu süreci anlamaya çalıştım. Hem ailemin hem de kendi iç dünyamın sesini duyurmak istedim. Ailemin edebiyatla olan bağı, beni her zaman etkiledi ve bu nedenle bir günlük tutmaya başladım.
Şu anda, fotoğraf arşivimi dijitalleştirmek için bir projeye başlamıştım ve bu süreçte birçok genç sanatçının katkısıyla ilerliyoruz. Bu proje, benim için hem nostaljik anıları canlandırmamı sağlıyor hem de yeni nesillere ilham vermeme olanak tanıyor.
Wallpaper: Bu yaratıcı uyanışınızın devamı olacak mı?
Melissa Auf der Maur: Kesinlikle yazmaya devam edeceğim. Anılarımı yazmak benim için çok keyifli bir süreçti. Fotoğraf arşivimden yola çıkarak farklı projeler geliştirmek ve yeni işbirlikleri yapmak istiyorum. Ayrıca, müzikle ilgili çalışmalarım da devam edecek.
Bu röportajın sonunda, Melissa Auf der Maur’ün yaratıcılığının sadece geçmişe değil, aynı zamanda geleceğe de dönük olduğunu vurgulamak önemlidir. Onun hikayesi, sanatın ve hayatın iç içe geçtiği bir dünyanın kapılarını aralıyor.
OKUR YORUMLARI (1)