Kubota & Bachmann tarafından tasarlanan bu proje, 1890 tarihli bir evin iç mekanını dönüştürerek akıcı bir yaşam alanı yaratıyor. Amsterdam‘daki geleneksel şehir evlerinin karakteristik özelliklerini taşıyan yapı, zemin ve birinci katlarda yer alıyor ve özel bir avluya sahip.

Projenin temel amacı, evin derin ve dar yapısını, doğal ışığı içeriye akıtarak, aydınlık ve ferah bir yaşam ortamına dönüştürmekti. Tasarımda, beyaz renklerin hakim olduğu sade bir palet kullanılmış. Bu, doğal ahşap zeminler, özel tasarım ahşap raflar, dokulu seramik döşemeler ve şık mutfak dolaplarıyla destekleniyor. Stratejik olarak yerleştirilmiş aynalar, avludan gelen ışığı yansıtarak odanın sınırlarını ortadan kaldırıyor ve iç mekan ile dış mekan arasındaki bağlantıyı güçlendiriyor.

Zemin katta yer alan yaşam alanına yeterli doğal ışık getirmek için iki adet büyük aydınlatma kutusu entegre edilmiş. Bu yapılar, “tünel etkisi” olarak bilinen geleneksel Amsterdam evlerinin sorununu çözmek amacıyla yapay gökyüzü gibi çalışıyor ve karanlık bölgeleri aydınlatıyor. Birinci katta ise üç yatak odası ve bir banyo bulunuyor. Tasarım, orijinal yapısal düzenlemelere saygı gösterirken, aynı zamanda mekanları daha genişletiyor ve akışı iyileştiriyor.

Mezannin ve teknik odaların etrafındaki yapısal duvarlar kaldırılmış ve oluklu cam bölmeler ile gümüş renkli perde panelleriyle değiştirilmiş. Kubota & Bachmann Architects’in bu yaklaşımı, yumuşak ve dağınık gün ışığının mekanlara sızmasını sağlarken aynı zamanda gizliliği koruyor. Banyoda ise hafif yapısal duvarlar kullanılmış ve köşeler Japon Kit-Kat mozaik seramiklerle kaplanmış. Bu sayede dokulu bir yüzey oluşturulmuş ve banyonun her köşesi birbirine bağlanmış.

Bu apartman, Amsterdam’daki 1890 tarihli bir şehir evinin zemin ve birinci katlarında yer alıyor.

Aynalar, avludan gelen ışığı yansıtarak iç mekanın sınırlarını görsel olarak genişletiyor.

İlginizi Çekebilir: 2026’da saç sağlığınızı koruyan en iyi düzleştirici makineler: Tüketici Raporları →
Kaynak: Designboom ↗