“Rüya, kurmam gereken karmaşa makinesiydi,” diye konuştu Carsten Höller, Nisan ayında designboom’a verdiği röportörde. Sanatçı, alışıldık kontrol hissimizi kesen deneyimlere duyduğu ilgini böyle açıklıyor. Rüyanın gerçeği olağanüstü biçimde sarsan bir an olduğunu, zihnin tamamen ikna edici gelen bir ortam üretmesiyle algının karışıp istemli hareketin kaybolmasıyla ortaya çıktığını anlatıyor.
Höller benzeri belirsizliği eserinde araştırıyor: Bedensel bir baş dönmesi uyandıran kaydıraklardan dönen yataklara, çevremizi deneyimlememizi bozan giyilebilir cihazlara kadar uzanan bu çalışmalar arasında Ters Aynalı Gözlükler de yer alıyor.
1994’te ilk kez sunulan Höller’ın Ters Aynalı Gözlükleri, takanın görüş alanını tersine çevirerek tanıdık ortamın başa şıkmış gibi görünmesini sağlıyor. Odaya yürümek ya bir nesneye uzanmak gibi basit hareketler aniden farklı türden bir dikkat gerektirmeye başlıyor. Mekân aynı kalsa da içinden geçmek artık sezgisel olmaktan çıkıyor.


İşin kökleri 1890’lara dayanıyor. Amerikan psikologu George M. Stratton, retinanın üzerine yansıan görüntünün ters olmasıyla dünyanın dik nasıl algılandığını anlamak istedi. Bunun için görüş alanını çeviren optik bir alet inşa etti ve algısının ile hareketinin bu alışılmadık düzene nasıl yanıt verdiğini gözlemledi.
1896’da yayımlanan ilk deneyinde Stratton aleti üç gün içinde 21,5 saat boyunca taktı. Ardından 1897’de sekiz gün içine yayılan 87 saatinlik daha uzun bir araştırmaya girdi.
Bahçesinde ve çevredeki köyde dolaşırken hareketleriyle gördüğü şeyi koordine etmenin zorluklarını kaydetti. Mekânsal ilişkiler tanıdık olmaktan çıkıp görme yoluyla algıladığı şeyle beden deneyimi arasındaki bağı yeniden düşünmeye zorladı. Stratton’un gözlemleri, visual adaptasyonun (görsel uyum) psikoloji araştırmalarının konusu olmasına katkı sağladı.
Deneyi, algının yalnızca görüntüleri pasif biçimde alma sürecinden ibaret olmadığını ve görme, hareket ile deneyim arasındaki ilişkiyle şekillendiğini öne sürdü.

Höller, gözlüğü yalnızca beş dakika takktan sonra bile algıda hafif bir kayma fark ettiğini anlatıyor. Denek çifti giymeye başlayıp hareket etmeye başladığında deneyim önemli ölçüde değişiyor. Biçimler birbirine kayar gibi görünürken nesneler beklenmedik biçimde yakın ya da uzak görünüyor.
Görsel ters çevirme bu etkinin yalnızca bir parçası; hareket, şeyler arasındaki görünür ilişkileri değiştirerek etraftaki mekânı okumayı zorlaştırıyor.
Bu gözlemler eseri, görme ile bedensel deneyim arasındaki ilişkiye geri getiriyor. Mesafeyi nasıl ölçtüğümüze, bir bardağa uzanmamıza ya da bir sandalyenin etrafından adım atmamıza nadiren düşünürüz. Böyle eylemler, gördüğümüzle hareket ettiğimiz arasında süregelen bir koordine dayanıyor. Gözlükler bu koordinasyonu keserek tanıdık hareketleri belirsiz hale getiriyor.
Aynı zamanda alışılmadık bir görüntüye uyumlanmakla, içinde rahatlamaya başlanan dünyayla barışmak arasında bir fark var. Stratton’un deneyleri, uzun süreli ters görüş altında oluşabilecek değişimleri inceliyor. Höller’ın gözlemleri ise aygıtı giymenin ilk dakikalarından itibaren başlıyor; algı kaymaya başlamış ama hareket hâlâ tanımadık.
Takana, ayrıntıları tanık gelen ama artık beklediği gibi davranmayan bir dünyada hareket etmek düşüyor. Höller’ın gözlükleri, sıradan bir mekân içinde yol bulma eylemini yeniden belirsiz kılıyor. Genellikle farkedilmeden geçen; görme, mesafe ve hareketin koordino edilmesi ise eserin merkezine oturuyor.
Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔



1 yanıt
[…] Çekebilir: Carsten Höller’ın Ters Aynalı Gözlükleri Dünyayı Başa Şıkararak Algıyı Siner → Kaynak: Quartz […]