Yeni nesil tüketiciler, bir objenin kim tarafından, nerede ve nasıl üretildiğini sorarken, dünya tasarımı el emeğine dayanan “craft” (el işçiliği) anlayışına doğru kayıyor. Londra Tasarım Festivali 2026’nın açılışından bu yana şehrin farklı noktalarında düzenlenen sergilerde, bir zamanlar modernist, minimal ve düzgün görünen nesnelerin yerini dokulu, kusurlu ve özgün eserler alıyor. Bu değişimin arkasında ise küresel üretimden yorgun kalan toplumların yerel değerlere dönüşüyle birlikte yükselen bir arayış yatıyor.

Konuyu yakından takip eden aktörler, trendin geçici bir modadan çok daha sağlam temellere dayandığını savunuyor. Guy Salter, Londra Tasarım Festivali’nin kurucusu ve LDF (London Design Foundation) yöneticisi, yeniden yükselen ilgiye dair net bir görüş bildiriyor: “Bu durum yakında bitecek bir şey değil; çünkü yalnızca moda değil, yüzyıllardır bilinen işçilik kalitesi üzerine kurulmuş sağlam temellere dayanıyor.”

Modadan öte bir temel arayışı

Bu değişimin arkasında hem ekonomik hem de sosyal gerilimler yer alıyor. Salter’a göre modern yaşamın sürtünmesiz ve geçici etkileşimleri, sürekli dokunan soğuk teknolojik parçalar ve dijital içeriğin yanıltıcı doğası, insan niyetinin izlerini taşıyan özgün nesnelere yönelimi besliyor. Küresel kütle üretiminin yüzyıllar boyunca dayattığı stil birformluğu da bu yorgunluğun önemli bir bileşeni.

Bu bağlamda yerel değerlere, mirasa ve halk diline (vernacular) artan ilgi, günümüzün siyasi ruh halinin de bir yansıması. Modernleşme ve küreselleşme tarafından uzun süredir marjinalleştirilen kültürlerin yeniden merkeze alınmasıyla paralel giden bu hareket, tasarım dünyasında da kendini hissettiriyor.

“Her seferinde yolculuğa çıktığımda lüks markaların o parlaklığını çeken insanları değil, topluluk düzeyinde el işçiliğine destek vermekten memnuniyet duyan insanları karşılıyorum.”

Guy Salter, LDF Kurucusu

Bu ilgi somut sayılarla da kendini gösteriyor. Londra Craft Week (Londra El Sanatı Haftası), bir on yıl önce yaklaşık 35.000 ziyaretçi alırken bugün her yıl yaklaşık 250.000 kişi çekiyor; bu rakam, 2025’te düzenlenen LDF’nin 475.000 ziyaretçisiyle kıyaslandığında dikkat çeken bir büyüme olarak karşımıza çıkıyor.

Festivalın prestijine yeni bir katkı da moda dünyasından geldi. İspanyol lüks ev Loewe’nin kreatif direktörü iken kurduğu 500.000 liraya (yaklaşık 2 milyon 806 bin lira) ulaşan Loewe Craft Ödülü’nü, kendi markası üzerinden sponsor olarak desteklemeye başlayan moda tasarımcısı, alanın yükselişine dair somut bir işaret oluşturdu. Loewe Vakfı’ndan programlar başkanı Alberto Merlo Carrero, ödülün 2016’da kurulmasının bugünden farklı olmadığını vurguluyor: “Çalışmalar zaten dünyada olağanüstü düzeyde sürüyordu; ancak alan hâlâ nispeten parçalanmış ve daha geniş kültürel tartışmanın içinde yeterince temsil edilmiyordu.”

Peaches chair by Lara Bohinc

Karşıt uçta endüstriyel tasarım

Eğilimin tersi yönde ise endüstriyel tasarım, 20. yüzyılın demokratikleştirilmiş kitle üretiminin, işlevsel yeniliğin ve ulaşılabilir güzellik emblemi olarak bir “zor durum” içinde bulunuyor. Londra merkezli tasarımcı Lara Bohinc, hem endüstriyel tasarımda hem de Peaches sandalyesi gibi el yapımı nesnelerde çalıştığını belirtiyor.

“Ürünlerimizin içinde boğuluyoruz. Çok fazla marka var, çok fazla sandalye var, çok fazla yatak var.”

Lara Bohinc, Londra Tasarımcısı

Bu durumun arkasında daha ucuz tasarımın genellikle kötü işçi uygulamaları, sürdürülemez süreçler veya toksik malzemelerle ilişkilendirilmesi yatıyor. Ancak Bohinc, el yapımı olmanın etik boyutu otomatik olarak çözmediğini de uyarıyor: “El emeği olduğu için bir objenin melekçe olduğu anlamına gelmez.”

Bu iddialar somut yasal süreçlerle de örtüşüyor. 2023 ile 2026 arasında Armani, Dior ve Valentino gibi lüks moda markaları, İtalya’daki mahkeme gözetimine alındı; soruşturmalar, üretimin belgeli olmayan göçmenlerin sömürü koşullarında çalıştığı yasa dışı atölyelere yaptırıldığını ortaya koydu.

Kendini üretmenin zorluğu

Trendin yalnızca tüketicinin isteğiyle değil, aynı zamanda sektörün ne ürettiğiyle de ilgilendiğini vurgulayan tasarımcı Andu Masebo, kendi A4 lambası gibi parçaları üretmeye başlarken karşısına çıkan zorluğu anlatıyor. Markaların yeni işlere yatırım yerine mevcut isimleri tercih ettiği kırılgan bir iş piyasasında, ortaya çıkan tasarımcılar kendilerini üretmekten başka seçenek bulamıyor.

“Çoğu meslektaşımın kendi yaptığı nesneleri ve mobilyaları satarak para kazanması pek yaygın değil. Bunun yerine bunu pratiklerinin en yüksek versiyonunu ifade etmek için kullanıyorlar; gelirlerini ise sosyal medyadan geçici işlere, tekliflere kadar geniş bir yelpazeye yayıyorlar.”

A4 lamp by Andu Masebo

Andu Masebo, Londra Tasarımcısı

Masebo’nun gözlemleri, el yapımı ve tasarım kategorilerinin pazarlama açısından işe yarasa da, her ikisinin altında kalite, emek, istihdam ve çevresel etki gibi kaçınılmaz benzer dinamikler barındırdığını gösteriyor. Bu sömürücü pratiklerle mücadele eden Nijerya-Amerikalı tasarımcı Zoë Chinonso Ene, kendi araştırma odaklı stüdyosu Homenkà üzerinden bu konuya yön veriyor.

Ene’ye göre el yapımı ve tasarım birbirinden bağımsız olmayan kategorilerdir; bu terimlerin kullanımı, farklı üretim kültürlerine biçtiğimiz değer üzerindeki gizli hiyerarşileri ortaya koyuyor. Günlük Igbo kültürü nesneleri için bile “niçin bunların tasarımdan ziyade el işçiliği denildiğini” sorgulayan Ene, çözümün katı bir saf tutumda değil görünüyor: “Malzemeleri yerel olarak temin edilen, beceriler kazanılıp paylaşılabilen ve harika bir ürün üreten, yarı endüstriyel bir mekanda çalışan ustalar da bu vizyonun parçası olabilir.”

Denge arayışı ve geleceğe bakış

Bu dengeyi uzun süredir her iki dünyada da üstlenen tasarımcılar, öğrencilik yıllarında “el işçiliğinin tasarım için kirli bir kelime olduğu”nı hatırlıyor. Japon Tōkai bölgesinden ustaları uluslararası tasarımcılarla buluşturan Craft x Tech sergisinde, Ene shibori bağlama boya tekniğiyle Suzusan firmasıyla birlikte katlanan asma lambalar üretiyor.

Kamu ilgisinin bir salyangoz gibi minimalizmden maksimizmaya, makine üretiminden el yapımına doğru sallandığını belirten tasarımcı, tüm bu biçimlerin aynı anda varlığını sürdürdüğünü vurguluyor. Ancak geçici olan şey, objelerin ardındaki süreci metal döndürme, kase çevirme ve tornalama gibi görüntülerle ortaya koyan güzel videoların sosyal medya algoritmalarını sonsuza dek domine etmesi değil.

Bu videoların ötesinde kalıcı olabilecek şey ise, aldığımız her şeyin kökeni (provenance) hakkındaki derinleşen bir endişe ve hem üreticiyi hem tasarımcıyı da adil biçimde ödüllendiren bir ilişkidir. Bu bakış açısıyla ele alındığında, el işçiliğinin yükselişi yalnızca bir modaya değil; nesnelerin kökenine dair toplumsal bir duyarlılığın ve üretim ilişkilerinde denge arayışının işaretidir.

İlginizi Çekebilir: John Malkovich’in Kariyerinin En Güçlü Rolü ‘Wild Horse Nine’ ile Ödül Listelerine Yükseldi →
Kaynak: Dezeen ↗