Londra’nın kalbinde yer alan ve mimarı Richard Rogers tarafından tasarlanan ikonik Lloyd’s binası, 40. yıl dönümü kutlamaları kapsamında, nadir bir fırsatla kapılarını halka açıyor. Bu etkinlik, Londra’nın önemli simgelerinden biri olan bu yapının iç yüzünü keşfetmek isteyenler için eşsiz bir deneyim sunuyor.
Eleştirmen Owen Hatherley tarafından “monstrous, compelling” olarak nitelendirilen ve hatta Prens Charles tarafından Kuzey Denizi’ndeki petrol platformlarından esinlendiği söylenen bu yapı, 2011 yılında İngiltere’deki en genç yapılar arasında Grade I-listed statüsüne yükseltildi. Ancak, güvenlik nedenleriyle ziyaretçi galerileri uzun süredir kapalıydı.
Open City tarafından düzenlenen Open House festivali, mimariyi daha erişilebilir kılmayı amaçlıyor. Celia Mead’in belirttiğine göre, “Ofiste hep bir sevinç vardı” çünkü ziyaretçilerin bu ikonik yapıya girmek istediği biliniyordu. 19 Eylül’de yapılacak olan tek günlük etkinlikte, underwriting odası ve Adam Odası gibi alanlar gezilebilecek ve binanın tasarımına dair bilgiler edinilebilecek.

Lloyd’s binası, İngiliz hi-tech mimarisinin önemli bir örneği olarak kabul ediliyor. Bu tarz, 1970’lerde ortaya çıkmış ve endüstriyel mühendislik ile prefabrik malzemeleri ön plana çıkarıyor. Bina, dışarıda görünen beton çerçevesi, asansörleri, boruları ve tesisatları barındıran altı adet çelik kule ile ünlü. Ayrıca, binanın tepesindeki çelik kuleler sadece bakım amaçlı değil, aynı zamanda gotik bir katedral görünümü vermek için de kullanılıyor.
Richard Rogers’ın “radical, inside-out architecture” olarak tanımladığı bina, Londra’nın özgüvenini ve enerjisini yansıtıyor. Bina, içindeki mekanları dışarı taşıyarak benzersiz bir tasarım sunuyor. Reyner Banham, binanın atriumunu Parthenon ile karşılaştırmıştı.

Binada, Lloyd’s of London’ın 338 yıllık tarihinden kalma eserler de bulunuyor. 1763 yılında Robert Adam tarafından tasarlanan ve Bowood House’da kullanılan Adam Odası, 1958 yılında binlerce parçaya ayrılmış ve Lloyd’s’a taşınmıştır. Aynı şekilde, Sir Edwin Cooper tarafından 1928 yılında tasarlanan eski kütüphane de kurtarılmış ve binaya dahil edilmiştir. Ayrıca, Hugh Easton tarafından yapılan savaş anıtı vitrayı ve ana ticaret katında bulunan Lutine Çanı da bulunmaktadır. Bu çan, HMS Lutine’nin enkazından kurtarılmış ve deniz kazaları hakkında sigorta verenlere haber vermek için kullanılmıştır.
Lloyd’s binası, İngiliz kültüründe karmaşık bir yere sahip. 1986 yılında, aynı zamanda şehrin serbest bırakıldığı yıl, bu yapı kapitalist finans piyasasının sembolü haline geldi. Tasarımındaki endüstriyel ve dini referanslar, güç kavramları hakkında düşüncelere yol açıyor.

Geraint Franklin’e göre, bina uyum sağlayacak şekilde tasarlanmıştır. “Lloyd’s esnek. Hizmetleri, asansörleri ve hatta tuvaletler dışarıda bulunuyor, bu da iç mekanlarda daha fazla alan sağlıyor.” Ayrıca, binanın camları yenilenmiş ve orijinal “sparkle glass” yeniden kullanılmıştır.
Mead, insanların bu deneyimi yaşamasını dört gözle bekliyor. “730 bina arasında, Lloyd’s belki de en etkileyici yapı. İnsanlara aidiyet duygusu veren bir sosyal etki yaratıyor.”
Kaynak: guardian-culture