Hawaii Adası’nın Kona kıyısında, Seattle merkezli mimarlık firması Olson Kundig ve Leverone Design iç tasarım stüdyosu tarafından, doğrudan bir lav alanına inşa edilmiş bir ev tamamlandı. Bu evin sert volkanik zemini, üzerine inşa edilen yapılarla yumuşatılmış.
Müşteriler, iki üniversite çağındaki kız çocuklarına sahip olan profesyonel bir çift ve bu evi başlangıçta bir tatil evi olarak tasarlamışlar, ancak kızları evden ayrıldıktan sonra burayı ana yaşam alanlarına dönüştürmeyi planlıyorlar. Aile, projenin başından itibaren önemli bir unsurdu: Ev, geniş bir yemek masası için uygun boyutta ve ailenin ritmine göre büyüyebilecek veya küçülebilecek şekilde tasarlanmış.
Olson Kundig’e başvuran çift, firmanın daha önce “Big Island” üzerinde gerçekleştirdiği Hale Lana projesinden etkilenmişti. Projenin sahibi ve kurucusu Tom Kundig, müşterilerin “tek bir büyük hacimden ziyade, yüksek tasarım estetiğine sahip bir dizi yapının oluşturulduğu bir konuta ilgi duyduklarını” belirtiyor. Bu istek, projenin yönlendirilmesi ve dolaşım düzeni üzerinde önemli bir rol oynamış.
Kendig, “Amacımız, doğal peyzajı bastırmak yerine, onun deneyimlenebileceği bir çerçeve oluşturmaktı,” diyor.
Bu çerçevenin temelini oluşturan yapı, ince sütunlar üzerinde yükselen ve uzun açıklara sahip olan yatay bir çatıya sahip. Bu yapının karmaşıklığı, tamamen gözlerden uzak tutulmuş. Kendig, bu yapıyı gerçekleştirmek için mühendislerle yakın çalıştıklarını ve “çatının projenin en teknik açıdan zorlu unsurlarından biri olduğunu” kabul ediyor.
Çatı altındaki alanlarda, formlu beton, ladin ağacı ve bazalt taşı, lav alanının renk paletini evin içine taşıyor. Diğer yandan, arduvaz kaplı sedir ağacından yapılar, daha özel ve işlevsel alanları barındırıyor.
Leverone Design’ın kurucusu Matthew Leverone, ailenin bu odalarda nasıl yaşayabileceğini belirleme görevi üstlendi. Müşteriler, daha önce Maui’de gerçekleştirdiği bir projede, cesur mimariyi yumuşatırken aynı zamanda estetiğini koruyabileceğini görmüşlerdi. Bu nedenle, evde “yumuşak şekillere ve dokulara sahip mobilyalar” kullanılmış: ahşap çerçeveli deri destekli sandalye, yün kumaşlı minderler, ham teak ağacından yapılmış sehpa ve örülmüş rafya detayları.
Ana yatak odasında, beton duvarlar ve ladin ağacı tavanı, Leverone’un ifadesiyle “doğal bir mağara gibi, okyanus manzarasına açılan korunaklı bir ortam” yaratıyor. Tasarımı zenginleştirmek için, cam cephenin karşısındaki duvara yerleştirilmiş, kumaş kaplı bir parça eklenmiş. Bu detay, mimariyle aynı “dignified” karakteri taşıyor.
Misafir odalarında, duvar boyunca uzanan dolaplar yerine, açık renkli ladin ağacından, çelikten ve deriden yapılmış gardıroplar kullanılmış. Bu tasarım, odaları daha ferah hale getirirken, aynı zamanda gerekli tüm depolama alanını sağlıyor. Evdeki sanat eserlerinin seçimi de özenle yapılmış: Medya odasında, tropikal renklerde bir Paul Kremer eseri ziyaretçileri karşılıyor ve giriş aksında yer alan, doğrudan sanatçıdan sipariş edilmiş bir heykel, evin genel atmosferine “modernleştirilmiş Easter Island” dinginliğini katıyor.
Sonuç olarak, bu ev iki farklı yaratıcı vizyonun bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış. Kendig, çatı ile temel çerçeveyi oluşturmuş ve Leverone, altındaki odaları tasarlamış. Her ikisi de aynı amaçla çalışmış: Gereksiz olan her şeyi ortadan kaldırıp, geriye kalanların da yaşanabilir kadar sıcak ve davetkar olmasını sağlamış.
Kaynak: Wallpaper