Büyülü yerler kolayca hafızamızda yer edebilir. Bazı yerler o kadar güzeldir ki, Grammy ödüllü bir şarkıya ilham verebilirler; tıpkı Mendocino gibi. Willie Nelson ve Lee Ann Womack’in 2002 yılında yorumladığı şarkının da ilham kaynağı olan Mendocino, unutulmuş bir aşkın hüznünü yansıtırken aynı zamanda bu kıyı bölgesinin zamansız güzelliğini de gözler önüne seriyor.
Bu özel yapının mimarı Mark Jensen, Nadia Oka ve Michael Topolovac çiftini büyüleyen 53 dönümlük bir arazide yer alıyor. Çift, bu arazide genç aileleri için bir yaşam alanı yaratmak istemiş.
Jensen, “Onlar toprağa saygı duyuyorlardı ve orada gerçekten özel bir şeyler yapmak istiyorlardı, bu yüzden hemen projeye dahil olmak istedim” diyor.
Bu “gerçekten özel” yapı, eski meşe ağaçlarının arasında yer alan, cam, çelik ve dökme betondan yapılmış, dikkatlice tasarlanmış bir yaşam alanı. Kuzeybatı Rus Nehri havzasının kenarında, yükselen bir tepede bulunan bu 2025 metrekarelik iki yatak odalı, iki buçuk banyolu ev, temiz hatlarıyla doğayla bütünleşiyor.
Michael, ürün tasarımcısı ve mühendisi olan Michael, evin yapım sürecinde önemli bir rol oynamış. “Michael’ın bir mühendis olması nedeniyle, kendisi için bir kaynak atölyesi kurdu ve özel olarak tasarlanmış pencereleri, pivot kapıları yaptı ve metal panelleri keserek dış cepheyi oluşturdu” diyor Jensen.
İlk etapta bu kadar çok işin Michael tarafından yapılmasının planlanmadığını belirten Michael, Covid-19 pandemisi nedeniyle bölgede daha fazla zaman geçirmek zorunda kaldıklarında mimarların yanında projeye daha derin bir şekilde dahil olduklarını ifade ediyor. Hatta evin tüm tasarımını OnShape adlı 3D CAD programında modelleyerek çeşitli tasarım detaylarını çözmelerine yardımcı oldu.
Jensen, müşterilerine sunduğu üç veya dört tasarımdan biri olan bu yapının temelinde, İngiliz coğrafyacı Jay Appleton’ın yarım yüzyıl önce ortaya attığı “görüş-sığınak” estetiği kavramına yer veriyor. Bu kavram, hem fırsat (görüş) hem de güvenlik (sığınak) arzusu gibi insan ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor.
Jensen, “Appleton’ın [1975 tarihli] kitabını yıllar önce okudum ve bu teori her zaman beni etkiledi” diyor. Bu yaklaşımı bir sinematik benzetmeyle açıklayan Jensen, “Bütün klasik western filmlerinde olduğu gibi, saluna girdiğinizde sırtınızı duvara verirsiniz ve kapıya doğru bakarsınız, aksi takdirde silahlı adamlar sizi arkadan yakalayabilir” diyor. “İnsanların doğası gereği böyle bir koruma arayışı içinde olduklarını ve ardından da o manzaraya bakmak istediklerini düşünüyorum.”
Betonarme yapı, çelik iskelet ve büyük cam panellerle çevrili olan evde, özellikle dikkat çekici tasarım öğeleri bulunuyor. Jensen, “Bu yapıda bazı cesur yapısal detaylar var” diyor ve özellikle tavanın dramatik şekilde dışarı doğru uzanan kısmına dikkat çekiyor. “Tavan beton duvardan tamamen ayrı olduğu için sürekli bir ışıklandırma sağlıyor. Gün ortasında güneş ışığı betona çarptığında, kullanılan kalıpların dokusu belirginleşiyor.”
Bu projenin estetik özelliklerinin yanı sıra, yangın güvenliği de büyük önem taşıyor. Bu nedenle çatıda ve dış cephelerde yanıcı malzemeler kullanılmamış. Evin enerji ihtiyacını karşılamak için güneş enerjisi kullanılıyor ve pasif tasarım teknikleriyle enerji tüketimi minimize ediliyor.
Mülkteki en önemli güvenlik önlemi ise çevredeki bitki örtüsünün temizlenmesi, yangın söndürme sistemleri ve ek bir su deposu bulunmasıdır.
Mimarinin favori noktası ise evin “görüş-sığınak” konseptini yansıtan dış mekan. Buradan havuzdan eve doğru bakarak, batıdaki manzarayı gören duvarlar, iç ve dış arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor.
Ev sahipleri içinse bu projenin en değerli yönü, gelecek nesillere aktarılacak bir yaşam alanı yaratmak olmuş. Michael, “Her aşamada malzeme seçimlerini ve tasarım yaklaşımını, ‘bu, gelecek nesiller için bir çözüm’ bakış açısıyla değerlendirdim” diyor. “Bu projeyi ailemize bırakmanın verdiği mutluluk tarif edilemez.”
Kaynak: Wallpaper