Belçikalı yönetmen Anton Corbijn’in Patricia Highsmith’in ünlü yazarı Tom Ripley’e adadığı “A Talent for Murder” (Ölüm YeteneÄŸi) filmi, 2026 Toronto Uluslararası Film Festivali‘nde ilk kez izleyiciyle buluÅŸtu ve Bleecker Street yapımı filmin Türkiye’de 23 Ektem PerÅŸembe sinemalara girmesi bekleniyor. Corbijn’in Joanna Murray-Smith’in “İsviçre” adlı tiyatrosundan uyarladığı eserde, Highsmith’in kendi hayatı da merkeze alınmış; Helen Mirren’in canlandırdığı kurgusal yazar figürü ile Alden Ehrenreich’in genç editör Edward Ridgeway rolündeki performansları, filmi klasik gizem türünün güncel bir yorumu olarak öne çıkarıyor.

Klasik “kim yaptı” sorusundan çok daha derinlere inen Highsmith’in yaklaşımı, filmin de odak noktası. Yazarın Tom Ripley karakterinde kim olduÄŸunu deÄŸil, onu neyin sürüklediÄŸini merak ettiÄŸi, Corbijn’in bu “neden” arayışına taze bir bakış getirmesiyle buluÅŸuyor. Murray-Smith’in kurgusundaki hikâye, yazarın son yıllarını İsviçre’deki ve halk arasında “kale” olarak anılan evinde geçirdiÄŸi gerçeÄŸine dayanıyor; ancak gerçeklerden çok az beslenen bu temel üzerine kurulan metin, psikolojik travma ve belki de asıl bir cinayeti konu alan kendi hikâyesini örüyor.

Kalede Buluşan İki Karakter

Film, derinlikten uzak görünen genç bir editörün “kale”ye doÄŸru yol almasıyla baÅŸlıyor. Edward Ridgeway (Alden Ehrenreich), yazarın son Ripley romanını çıkarmaya gönderilecek ikinci editör olarak İsviçre’ye sevk edilmiÅŸ; ilk editörle olan buluÅŸmaları ise pek iyi geçmemiÅŸ. Yayınevi, yazardan bir kez daha Ripley baÅŸyapıtı bekliyor ve Edward imzayı alamazsa geri dönmesi bile tartışmalı. Düzenliksiz, biraz utangaç ve ortada çok yabancı biri olarak görünen Edward’ın bu görev için uygun olup olmadığı soru iÅŸareti.

Highsmith (Mirren’in kurgusal yazar figürü olsa da karakterin gücü o kadar büyük ki ona Patricia demek bile yan geliyor) de aynı ÅŸekilde hissediyor. Yine de kimin Patricia’yı etkileyebileceÄŸini hayal etmek zor görünüyor; kalede sigarayı bolca içen, klavyesine sık sık kaşıklayan yazar, Edward’ı tanımayan ya da beklemeyen biri deÄŸil. Mirren’in Patricia’sı hikâyeyi ara sıra anlatırken, hem Edward’ı alıp veriyor hem de onu karşılıyor — neden ikisini birden yapmasın?

Film, iki karakterin birlikte olduğu sahnelerde en güçlü yanını gösteriyor; birbirlerini yakalamaya çalışan, eğlendirmek ve korkutmak için hikâyeler örüp zayıf noktaları test ettikleri anlar, eserin omurgasını oluşturuyor.

[Film eleÅŸtirisi]

Patricia’nın evi ölümcül eÅŸyalarla donatılmış: rafında zehirler, ofis duvarında bıçaklar ve tabancalar, kurbaÄŸalarıyla dolu bir akvaryumda da bir ÅŸeylerin ters gittiÄŸi anlaşılıyor. Ancak Edward’ın trajik geçmiÅŸi ve çelikten iradesi kolay pes etmiyor; ona bıçak alacak, zehirli bir ÅŸiÅŸenin başında kahvaltı yapacak, kalbi fethedecek.

Ehrenreich’in Çok Yönlü Performansı

Edward’ın nerdy zarafeti de az çok hayran buluyor; İsviçre’ye giden trende tanıştığı çekici genç Clementine (Olivia Cooke) bunlardan biri. İkili ilk kez, sonra tekrar ve tekrar karşılaÅŸarak Ehrenreich’e karakterini kiminle uÄŸraşıyorsa ona göre ÅŸekillendirebileceÄŸi geniÅŸ bir alan sunuyor.

Corbijn, izleyicinin nereye bakması gerektiÄŸini göstermeyi seviyor — Edward’ın çantası, havaalanında bağırışan bir adam, birkaç bıçak ya da Clementine’in bagaj etiketi gibi detayları önüne koyup ardından taze gözlerle tekrar bakmamızı saÄŸlıyor. Edward Patricia’nın direncini aÅŸarken ikili Ripley için yeni bir hikâye kurgulamaya baÅŸlıyor ve bu aynı zamanda ekranda da izlenebiliyor; Ehrenreich Ripley rolüne ustaca bürünürken Cooke, onun hedefi olarak yeniden canlandırılıyor.

Murray-Smith’in senaryosu çoÄŸalan anlatıların üzerine sakin bir baÅŸ tutarken, film ilk yarısı güç veren iki kiÅŸilik yapısından çok uzaklaÅŸtığında biraz buhar kaybediyor. Ehrenreich’in Tom Ripley’nin derisine bürünmesini izlemek eÄŸlenceli olsa da, onu Mirren’e karşı koÅŸturmak daha öğretici. Film karakterlerine ve anlatılarına dair temiz cevaplar vermiyor; ancak belki de gizemin gerçek keyfi tam da bu — asıl gizem ve her ÅŸeyin nasıl bir araya geldiÄŸine dair sürükleyici bir tutku.

“Ölüm YeteneÄŸi”, 2026 Toronto Uluslararası Film Festivali’nde ilk kez gösterime girdikten sonra Bleecker Street tarafından sinemalarda 23 Ekim PerÅŸembe izleyiciyle buluÅŸacak. Dikkat çeken, film İsviçre’de çekilmiÅŸ olması; sahnelerin gerçek lokasyondan çekilmesi, hikâyenin atmosferine yansıyan detaylar.

İlginizi Çekebilir: İdiokrasi’nin 20 Yılı: BaÅŸarısız Bir Komedi, Amerika için Beklenmedik Bir Metafora Dönüştü →
Kaynak: IndieWire ↗