Bazen depresyonun pençesinden kurtulmak için video oyunlarına başvuruyorum. Ancak, eşimin yokluğunda yaşadığım bu süreç, beni mobil oyunların reklamlarıyla dolu bir cehenneme düşürdü. Bu durum, gazetecilik kimliğimi bile sorgulamama neden oldu.
İlk olarak “Sled Surfers” adlı oyunu denedim. Oyunun grafikleri ve oynanışı keyifliydi, ancak her seviye için bir bilet gerekiyor. Biletler tükendiğinde, ya 20 dakika bekleyecektiniz, ya para ödeyecektiniz, ya da reklam izleyecektiniz. Bu, Facebook’taki Mafia Wars ve FarmVille oyunlarından aşina olduğumuz freemium modelin tipik bir örneği.
Başlangıçta, reklamlar diğer oyunlara yönlendiriyordu. Örneğin, “Royal Match” adlı oyunda, bir yılanın kralı yemeye çalıştığı bir bulmaca çözüyorsunuz. Oyunu indirdim, ancak vaat edilen heyecan verici mücadele yoktu; sadece sıkıcı bir Candy Crush klonuydu.
Daha sonra “Slap and Run” adlı oyunun reklamını gördüm. Bu oyunda, karakterinizi insanlara tekme attırıp, onların peşinden koşmasını sağlıyorsunuz. Oyun eğlenceli olsa da, çocukların gerçek hayatta aynı davranışları sergilemesine yol açabileceği endişesini uyandırdı. Ancak, bu oyun beni “Castle Busters” adlı başka bir oyunun reklamına yöneltti; bu, Worms ve Angry Birds’ün birleşimi gibiydi, ancak ikisinden de daha az başarılıydı.

“Snake Clash!”, orijinal Nokia oyununun bir güncellemesi, şimdiye kadar gördüğüm en kötü reklamı içeriyordu. Bu reklamda, yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir yayıncı, anlamsız kelimelerden oluşan tuhaf ifadeler kullanıyordu. Reklamda, herhangi bir reklamın olmadığı söyleniyordu, ancak oyunu indirdiğimde yine de reklamlarla karşılaştım. Hatta reklamları atlamak için bile reklam izlemek gerekiyordu.
Sonunda “RUSH: Xtreme”, “Annoying Uncle Punch”, “Hole” ve “Hungry Balls” adlı oyunların reklamlarıyla karşılaştım. Bu oyunlar o kadar basit ve ucuzdu ki, telefonumun aşırı ısınmasına neden oluyorlardı.
Reklamları atlamak için çeşitli yöntemler denedim, ancak hiçbir şey işe yaramadı. Reklamlar bazen 60 ila 120 saniye sürüyordu ve bu süre zarfında başka hiçbir şeye odaklanamıyordum.

Sonunda, oyun reklamları yerini kumar uygulamalarının, para kazanma vaadiyle dolu oyunların reklamlarına bıraktı. Ardından, daha da kişisel reklamlara dönüldü: yaşlılar için hayat sigortası, yapay zeka destekli tanışma uygulamaları ve erektil disfonksiyon ilaçları. Kendimi, A Clockwork Orange filmindeki gibi, sürekli olarak rahatsız edici içeriklerle bombardıman altında hissettim.
Başlangıçta sadece depresyonumu hafifletmek istemiştim, ancak bunun yerine kendimi bu algoritma cehenneminde buldum. Belki de bir dahaki sefere Pokémon Pokopia‘yı oynayacak ve antidepresan dozumu artırmam için doktora başvuracağım.
Kaynak: Theguardian