Rina Banerjee’nin dünyasında parmaklar ağaç köklerine dönüşür, saç bulutlarla bütünleşir ve içler dışarı çıkar. Brooklyn‘deki yeni stüdyosunda tanıştık ve geçen ay telefonda sohbeti sürdürdük. Sosyal Güvenlik İdaresi ofisinden bir iş için çıkmış olan Banerjee, ikinci dil İngilizce konuşanların yaşadığı zorluklarla ilgili endişelerini dile getirdi; bu empati, eserlerinin temel temalarıyla derin bir bağlantı taşıyordu. Banerjee’nin heykelleri, toplumsal ayrılıkları ele alırken aynı zamanda kadın enerjisiyle doğayı birleştirme potansiyelini vurguluyor. Tek bir heykelde bile ampuller, tütsü, yumurtalar, kabaklar, tüyler, hatıralar, mobilyalar, tekstiller, deniz kabukları ve saç bulunabilir. Eserler gibi, her başlık da başlı başına bir şiir niteliğindedir.

Banerjee’nin resimleri, hibrit hayvan-insan figürlerinin yaşadığı su dünyalarını canlandırır; bu figürlerin saçları veya tırnakları, tutamaklara dönüşerek bulutlara, dalgalara ve atmosfere karışır. Heykelleri gibi, bu figürler de uzayda yüzer. Banerjee’nin eserleri, renk düzenlemeleri, doku çeşitliliği ve kıvrımlarıyla büyüleyici olsa da, formları, figürleri veya hatta izleyiciyi tanımlanabilir bir alana yerleştirmekten kaçınır. Her zaman sağlam bir zemin yoktur. Bu şekilde, göçmen ailelerin deneyimlerini ve belirsizlik ortamında bulunan güzelliği ifade eder.

Banerjee ayrıca, eserlerine katkıda bulunan kadınları da öne çıkarıyor. Bu isimler arasında, 2000 Whitney Biennial’inde eserlerini sergileyen Jane Farver; erken dönem bir grup sergisini düzenleyen ve yakın zamanda Yale Center for British Art’ın 2003 tarihli heykelini edinmesinde rol oynayan Courtney Martin; “Yankee Remix” adlı sergisini Massachusetts Museum of Contemporary Art (MASS MoCA) için düzenleyen Laura Steward Heon; ve kariyerinin ortalarındaki kapsamlı sergi olan Make Me a Summary of the World‘ü düzenleyen Jodi Throckmorton yer alıyor. Banerjee ile polimer mühendisliğinden resme uzanan yolculusu, ailesinin post-kolonyal dünyadaki göçleriyle ilgili malzemelerin sembolizmi, Richard Mayhew ve Santa Barraza gibi sanatçıların etkisi ve Hindu kadın tanrıları panteonu hakkında konuştuk.

Rina Banerjee, 1963 yılında Hindistan’ın Kalküta şehrinde doğdu ve kısa bir süre Londra ve Manchester, İngiltere’de yaşadıktan sonra New York Şehri’ne taşındı. Şu anda Brooklyn’de yaşıyor ve çalışıyor. Case Western Reserve Üniversitesi’nden polimer mühendisliği alanında lisans derecesi aldı ve 1995 yılında Yale Sanat Okulu’ndan yüksek lisans derecesi almıştır. Banerjee’nin eserleri şu anda iki kurum sergisinde izlenebilir: You made me leave home… Tokyo, Japonya’daki Louis Vuitton Espace’de; ve Rina Banerjee: Take me, take me, take me . . . to the Palace of love Yale Center for British Art’ta.

Rina Banerjee at Espace Louis Vuitton Tokyo, 2026 (photo Jérémie Souteyrat / Louis Vuitton)

Bağımsız Sanat Muhabarlığını Destekleyin

Eleştirel ve bağımsız haberlere ulaşmak giderek zorlaşıyor. Ancak siz de bu durumun önüne geçebilirsiniz.

Hyperallergic’in ücretli bir üyesi olarak, sadece yayınlarımızın devamlılığını sağlamakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda kalemlerimizin ve düşüncelerimizin özgürlüğünü de korumuş oluyorsunuz.

Hyperallergic, büyük şirketlere veya milyarderlere bağımlı değildir. Gazeteciliğimiz, sizin gibi, dürüstlük ve adaleti savunan okurların desteğiyle finanse edilir. Sizin (ayda sadece 6.67 TL) desteğinizle, bağımsız gazeteciliği destekleyen ve sanat dünyasında daha fazla şeffaflık talep eden bir topluluğa katılacaksınız. Ayrıca, bazı özel avantajlardan da yararlanabilirsiniz.

Sizleri de bu topluluğa davet ediyoruz.

Google Tercih Edilen Kaynak
Google’da bizi favori kaynaklarınıza ekleyin
Son dakika gelişmelerini ve yeni haberleri Google Keşfet’te anında görün

Google’da Takip Et